27 Aralık 2008 Cumartesi

Çilek 8.5 aylık olmak üzere… artık benim için zaman çileğin doğum gününe doğru bir geri sayım haline geldi. Yani 1 yaşına gireceği zamana… içimden bir ses nedense bir yaşına bastığı zaman laf anlayan öğrenen ve eğitilmeye açık olan bir insan yavrusu anlamına geldiği için önem arz ediyor takip ettiğim bloglarda her ne kadar işin realitesi farklı olsa da umutluyum :)


Havalar iyiden soğuduğu için eve hapis durumdayız. Aslında tam hapis sayılmaz haftanın 2 veya 3 gününü anneannede geçiriyoruz derslerim dolayısıyla. Anneannesi çilekle ilgilenirken ben biraz free takılabiliyorum ama aklım hep evde oluyor. Ne zaman işim biter? eve ne zaman geçerim? bensiz ne yaptılar bir arasam mı acaba? gibi sorular sürekli aklımda oluyor. (haksızlık buuuu :P) kısacası her ne kadar çocuğunuzu bırakıp dışarı çıktığınızda özgürümmmmm gibi hissetseniz de aklınız sürekli geride bıraktıklarınızla meşgul olduğundan özgürlük fiilen olsa da zihnen pek mümkün olmuyor asla eskisi gibi olmayan günler başladı derken ne kadar doğru bir tespit yapmışım meğer :)

bayram şekeri çilek

Evde oturma odasında çilek için kalorifer peteğinin önüne bir yer yaptım halının üzerine oyuncaklarını diziyoruz ve orada oynama alıştırmaları yapıyoruz. Çilek hala tek başına oturmayı beceremiyor. Ne tuhaf. Ayaklandı, sıralıyor, yürüdü yürüyecek diyoruz ama oturmayı hala öğrenemedi.

-----------
Bir son dakika…
Laptop koltuğun üzerinde ben yerden uzanarak yazıyorum. (çilekten korunma yöntemleri) çilek de yanımda dikelmiş seyrediyordu. Bir ilk yaşandı ve koltuğun ucuna doğru ilerledikten sonra yere uzanıp emekleyerek oyuncaklarına doğru gitti! Daha önce ayakta dikelirken tutunarak eğilip yerden bir oyuncağını aldığını görmüştüm ama bunu ilk kez yapıyor!
------------

Dün kaloriferin yanında oturma eğitimi vermeye çalışıyorum oyuncaklarla oyalayarak. Ben de yanında kitap okuyorum. Kısa bir süre oyalandıktan sonra kitabıma sarılıyor. (zaten sürekli kendisine meşgul olması için verdiğim şeyleri bırakıp benim elimde ne varsa ona atılıyor) sonra tutunup ayağa kalkıyor. Arkasında kalorifer peteğini görünce dönüp ona tutunuyor. Petek sıcak tabii. Bir süre sonra eli ısınınca hızla çekiyor. “Sıcak annecim” diyorum. Yüzüme bakıyor. Tekrar elini uzatıyor bu sefer daha uzun süre peteği tutuyor. Eli yanmış olmalı ki titreyerek çekiyor elini ve kucağıma atlıyor. :) bunu peşpeşe 2-3 sefer yaptı. Peteği tuttu. Titreyerek çekti ve kucağıma atladı. :)
---------
Çilek emekleyerek gittiği yerden bir oyuncak alarak geri döndü ve koltuğa tutunarak yeniden ayağa kalktı şu anda yanımda dikeliyor uykusu var ve mızmızlanıyor.
---------

Yarın fakülteden bir arkadaşıma davetliyim onun da çilekden 4 ay 10 gün büyük bir kızı var. Çileğin ilk kız arkadaşı. Fakülteden bir kaç arkadaşımı göreceğim inş. Güzel bir gün olmasını diliyorum.


12 Aralık 2008 Cuma

Bayram bitmiş derken buldum kendimi…

Bugünlerde evde hareket ve sessizlik bir arada, paşa uzun tatili fırsat bilerek arkadaşlarıyla şehir dışında. Balığa gittiler. Öne bana teklif etti gidelim diye. Şu soğukta ufacık çilekle deli misin teklif bile etme dedim. Sandım ki o da vazgeçer. Ama geçmedi. Arkadaşlarını da topladı gitti. Kırıldım. Ben neden tatil yapamıyorum gittiğim yerde bebeğim üşür hasta olur diye. Ama onun neden bunları düşünmesi gerekmiyor ve rahatça gidebiliyor ki. Bazen kendimi çileğin bakımı konusunda çok yalnız hissediyorum. Bunun konusu açılıp konuştuğumuzda yardım ediyorum ya diyor. Evet 2-3 ayda bir sıkıntılı hallerimde veryansın ettiğimde bir iki bir şey yapıyor. Yani benim zorumla. Bana da onları hatırlatıyor.

Kardeşlerimizden biri şehir dışından geldi. Bir kardeşimizi de askere gönderiyoruz. Rabbim sağ selamet gidip gelebilmelerini nasip etsin tüm askerlerimizin. Onlar sınır boylarında, tehlikede, soğukta uyumadıkları için biz sıcak yataklarımızda uyuyabiliyoruz.

Çilek üst dişlerini de patlattı. Çok şirin görünüyorlar :) alt dişlere göre daha iri ve araları daha açık :) tabi siz aralara gülücük koyduklarıma bakmayın. Günlerdir uyku nedir bilmiyoruz. Alt dişlerde hiç anlamamıştım. Gündüz yapıyordu yapacağını. Ama bu sefer gece uykularımız delik deşik. 6-7 kez emmeye uyanıyor ve geri uyuyamıyor ayağımda sallıyorum saatlerce. Sallamayı kestiğim anda uyanıyor ağlıyor ağlıyor. O ayaklarımda yatarken uyumaya çalışıyorum. Ben uyuklarken ayağımdan atmayayım diye kenarlarına yastık yığıyorum düşmesin diye. (düşünün görüntüyü) paşaya yer kalmıyor haliyle. Sıkılıp oturma odasına geçiyor gece vakti.

Çilek iyice hareketlendi. Güzelce emeklemeyi beceriyor artık. Daha uzun süre ayakta kalmak istiyor. Daha iyi adımlıyor. Her geçen gün konuşması arttı. Anne gibi bir ses ve özellikle mama sesini tekrarlayıp duruyor. Çığlıklar atarak konuşuyor, bir elini havaya kaldırıp nutuk atıyor, ellerini çırpıyor.

Laptopun başında görmesin beni gelip tuşlara var gücüyle vuruyor. Alamıyorum başından. Çığlık çığlığa ağlıyor.

Anne olmanın tadını daha iyi hissediyorum bana özel muamele yaptığı zaman. Kimselerin kucağına sığamıyor bazen huysuzlandığında. Kollarını bana doğru uzatıp, her kimin kucağındaysa benim kucağıma atıyor kendisini. Kafasını omzuma dayayıp kıpırtısız uzun uzun yatıyor. Kucağımda oturup kolyelerimle oynuyor. Sesleniyorum usul usul. Minik mink dürtüyorum. İlgilendiği şeyden gözünü elini ayırmadan sanki duymuyormuş gibi yapıp sırıtıyor. Yüzümü dudağımı yalıor da yalıyor. Acaip sevişir olduk kuzumla :)

Bu ayki kontrolüne gitmedik. Bundan sonra da götürmek istemiyorum aşılar haricinde. Kan testi yapılmadı onun için uğrayabiliriz bir.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Günler gelip geçiyor çilek baş döndürücü bir hızla büyüyor her gün yapabildikleri artıyor, iki dişini birer hafta arayla patlatan çilek güldükçe, yüzünde güller açtıkça, alttan beyaz beyaz iki inci tanesiyle tavşansı pozlar veriyor annesine, dayanamıyorum onu böyle görünce üstüne atlayıp şap şap öpüyorum sıkıyorum, sıkıyorum taa ki o bağırıp ağlayıncaya kadar :)

Çilek emeklemeye başladı
Ama kendisine has bir stilde
Karnını yerden kaldırıp elleri ve dizlerinin üzerinde duruyordu ne zamandır. Sonra öne arkaya yaylanmaya başlıyor ve bunu hızlıca yapıyordu. Bu hareket esnasında hızla kendini öne attığında yüz üstü düştü bir iki kez. Ağladı. Artık bu hareketin can yakıcı olduğunu anladı ve farklı bir yöntem geliştirdi. (onun bile ufacık bedeni, canını yakan durumlara karşı bir savunma mekanizması geliştiriyor ne muazzam bir durum!)

Ellerinin ve dizlerinin üzerinde yükseliyor. Ellerini koyduğu yerden kaldırmaksızın, bir zıplama ile dizleri bir karış öne ilerletiyor, ardından karnını yere koyuyor, son olarak karnı yerde iken ellerini öne atıyor, ardından tekrar kolları ve dizlerinin üzerinde yükseliyor, bir zıp daha, dizler bir karış daha öne gidiyor, derken metrelerce ilerleyebiliyor, çabuk sıkılıyor ama bundan. Ya önünde ulaşmak istediği cezbedici bir şey olmalı ya da bir odada yalnız olup ağlamakta olmalı ve ben de bir başka odadan ona sesleniyor olmalıyım böylece beni bulmak amacıyla sesime doğru ilerliyor.
Yerde bırakılmak çileğe verilecek en büyük ceza. Yürütülmek ayakta tutulmak istiyor. Bütün evi ellerinden tutarak gezdirirsem benden iyisi yok. Sevinç naraları arasında evi geziyoruz. Çok muntazam yürüyor maşaAllah. Yere yatırmak istediğimde hızlanıyorum uzansın yüzüstü diye, ben ne kadar hızlanırsam o da benim hızıma yetişiyor koşuyor, yatırmayayım diye maşaAllah barekAllah
Koltuğun kenarında dakikalarca ayakta duruyor tutunuyor düşmeden. Bir iki düştü artık kendisini emniyete almayı biliyor, düşecek gibi olduğunda hırsla elleriyle koltuğun kumaşına asılıyor. Toparlıyor bacaklarını, denge konusunda süper maşaAllah
Üçlü koltuğun bir kenarından orta kısmına kadar sıralamayı öğrendi bu ara. Hoşuna giden ilgisini çeken bir şey varsa eğer ilerisinde, yarım metre kadar sıralıyor maşaAllah
Kısacası gelişim hızı çok iyi elhamdülillah, ama kilo alımı yine çok düşük. Bu ay doktora gitmeye korkuyorum vallahi. Yine azar işiteceğim diye. (Hale bak rezillik) bugün sağlık ocağına gittik kilo ve boy durumunu öğrenmek için. 1 santim uzamış ve elbiseleri ile tartı kilosu 570 gram fazla geldi. (akşam banyo yaptırdıktan sonra kıyafetlerini de bir tartayım farka bakayım) 300 gram falan almış olmalı yine. Oysaki çok iyi yedirdiğimi sanıyorum önceki aya göre. Bir kere sabah akşam muhallebisi yiyor. Yarım çay bardağı da olsa. Gün içinde de Allah ne verdiyse tıkıyorum ağzına. Tadacak kadar yiyor her şeyi, bir ya da iki tatlı kaşığı. Artık sıkıldım ne yedirsem diye düşünmekten. Her kafadan da bir ses çıkınca bu aydan itibaren free yönteme geçiyorum. Çikolata bile yedirdim zahir.
Doktora kalsa her güne özel sebze çorbası hazırlayacağım. (denedim de. Ama bizim bıdık ona özel hazırladığımı anlıyor vallahi. Yemiyor onun için yaptıklarımdan. Salçalı tuzlu yağlı kendi yemek sularımızı tattırıyorum şapırdana şapırdana yiyor) içine pazı yer elması koymalıymışım. Yahu insaf! Ben kendim ömrü hayatımda pazı yer elması pişirip yememişim. (Üstelik böyle antin kuntin sebzelerle de aram hiç iyi değildir. Ayıptır söylemesi ıspanak bile yemem ben. Çok seçiciyimdir. Çook kızım bana çekmez inşaAllah) çileğin yiyeceğini de hiççç sanmıyorum. Kısacası Allah sofrada bize ne verdiyse, anası da danasına onu yedirecek bundan sonra.
Bu cesareti nerden aldığıma gelince;
Geçenlerde sağlık ocağı görevlileri ziyarete geldi. Evleri geziyorlarmış. Sağolsunlar ilgilendiler epey. O bayan “7 aylık olmuş bir bebek sizinle aynı sofraya oturup sizin yediğiniz her şeyi yiyebilmelidir” dedi. (haa şöyle yaaaa) Doktorumuz ise çok seçici davranıyor. İzin vermiyor her şeye. Yok artık savaş açtım tıp dünyasına. Dinlemiyorum kimseyi. Biz büyürken hiç böyle değildi. Annelerimiz ne varsa onu yedirirdi, pirinç unlu mısır nişastalı şekerli ballı muhallebilerle büyüdük hepimiz. Hangimize bir şey oldu. Çok şükür herkes gayet sağlıklı. Çileğe yedirdiğim mamalara bakıyorum da ne kadar tatlandırıcı var içinde öyle. Yalana yalana yiyor çocuğum. Onun bir zararı yok mu yani.
Kısacası kendi yöntemimi uygulayacağım bundan sonra. Zaten kanımca çocuklarımız yeme konusunda bu yüzden isteksiz ve iştahsızlar. Onların seveceği şeyleri yedirmeyi değil, yemelerinin gerekli olduğunu düşündüğümüz şeyleri hazırlıyoruz mama diye. Çileğe yaptığım çorbalar misal. Tadıyorum da, Allah korusun acımdan ölsem anca yiyeceğim şeyler. O kadar zevksiz şeyler. Çocuğumun ne suçu var da onu yedirmeye çalışıyor ağlata ağlata kaşığı sokuyorum ki ağzına…
Geçen gün fırında sütlaç yapmıştım, misal onu bayıla bayıla yedi. İçinde şeker vardı tabi. Titreye titreye ağzını bir açıyordu ki görülmeye değerdi. Ne kadar mutlu oluyor insan o manzara karşısında. İçindeki pirinçlerden bir süre rahatsız olsa da, ağzından atmaya çalışsa ve bir iki öğürse de, sonra onları da damağında ezmeye ardından yutmaya başladı. Tatlının tadı hatırına pirinç yutmayı da öğrendi kuzum.

Sağlık ocaklarına prevaner aşılarının geleceğini duymuştum önceden. Onu da sorayım dedim bugün. Onlar da böyle bir söylenti olduğunu ama kendilerine bir uygulama gelmediğini söylediler. Bu konuda bilgi sahibi olanlarınız var mı?

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

21 Kasım 2008 Cuma

Rüya gibi bir haftanın ardından her şey eski haline geri geldi.
Süslü at arabası yeniden bir balkabağı, uşaklar fare oluverdi…

Ne de hızlı geçti her şey,
hayat…
Daha dün gibi aynı evde birlikte güldüğümüz, ağladığımız çoğunda da kavga ettiğimiz zamanlar…
Bir gerçek ki biz hep kavga ederek büyüdük ablamla… Küçükken anlaşamazdık çoğunlukla. Dalaşır dururduk birbirimize…
Annem her seferinde “yapmayın etmeyin, gün gelecek birbirinize hasret kalacak özleyeceksiniz” derdi.
“Amannn ne özlemesi!” derdik kavganın kırgınlığıyla.

Aynı sınıflarda okusak da hep farklı olduk biz. Hep farklı arkadaş gruplarımız oldu.
Öğretmenlerimiz nokta ile virgül derdi bize.
O derece farklıydık birbirimizden…
Yakın yaşlarda olmanın güzelliğini de yaşasak da ara sıra. Çoğu zaman anlaşamamazlıklar olurdu aramızda.

Taki büyüyene, aramızda ki yaş farkı önemsenmeyinceye, abla kardeşten çok iki arkadaş, sırdaş oluncaya kadar..
O uzaklara gidinceye kadar…
Anladım ki çok özler oldum ben ablamı. Gelmesini dönmesini beklerken, bir yanım artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını söylerdi bana.

Öyle de oldu.
O uzaklardayken ben evlendim
O döndüğünde baba ocağında olamadım.
Şimdi ise o çok uzaklara evlendi…

Ne olurdu buralarda olsaydı diyorum içimden. Yakınımda bir evi, ailesi olsaydı. Yeğenlerim istedikçe kapımı çalsaydı. Kafam bulandıkça koşup kapısını tıklatacağım bir yuvası, uzun çay sohbetlerimiz olsaydı, birlikte ağlasak sıkıldıkça birlikte gülseydik…

Daha gitmeden onu çok özlüyorum.

Zaman akıp giderken bir önceki saniye ile bir sonraki bile farklı…
Hiç bir şey aynı, hiçbir şey yerli yerinde değil…
Akıyor her şey konulduğu çizgide…

Gittiğin diyarlarda çok mutlu ol ablam, sıcak bir yuvan, huzurlu bir hayatın, güzel evlatların, sevdiğin bir insan olsun hep. Sevdiceğin yanında, yanı başında olsun. Bizi unutma…

10 Kasım 2008 Pazartesi

Hisli KeLeBeK

Merhaba
Bir süre yazamayacağım galiba…
Düğünümüz var haftaya
Ablamı evlendiriyoruz
Çooook uzaklara…
Buruk, hüzünlü ve ağlamaklıyım bu sabah
Düşündükçe daha da artıyor hüznüm
Neden ki??
Daha önceden de çook uzaklara gönderdik onu
Hem de her sene başında
Ama bu sefer farklı
Sanki bir daha gelmez, göndermezlermiş gibi
Artık başka bir ailesi daha olacak şimdi
Annesi babası kardeşleri…

Paylaşmak zoruma gidiyor belkide
Hayır kesinlikle değil bencilce…

Seni özleyeceğim ablam
Daha önceki seferlerde hiç birinde ağlamadım ama
Sanırım bu sefer ağlayacağım…

Ablam döndüğünden beri annemde olabildiğince vakit geçirmeye, kalmaya çalıştım, istedim ki çilek ve teyzesi birbirlerini çokça görsün; vakit geçirsin, ben ablamı çokça görmüş olayım...

Bu hafta da annemde olacağım sıksık, gelen misafirler, hazırlıklar…vs. düğün sonuna kadar yazamayabilirim

Hoşçakalın

2 Kasım 2008 Pazar


Sadece yarım dakikalığına arkamı dönmüştüm ki...
.
.
.
.
.

.

.

6.5 aylık bir bebenin bunu yapamıyor olması gerekmiyor mu???

29 Ekim 2008 Çarşamba

Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
Dışarıda havai fişekler atılıyor
Bayılırım seyretmeye,
Yine burnumu cama dayadım ve gözümü kırpmadan izledim bu görsel şöleni…
-------
Çilek ilk dişini patlattı, hiç beklemiyordum, inanamadım, görünce gözlerim doldu, içim bir tuhaf oldu o kadar etkiledi ki bu durum beni anlatamam, ağlamak istedim. Tamam çıkması için olağan bir zaman dilimi. Ama çilek doğmak, dönme hareketlerini tamamlamak için hiç acele etmediği için daha geç bekliyorduk incimizi, birden bire geliverdi işte. Umarım sorunsuz bir şekilde geçiverir bu dönem, gözümün önüne böyle altta iki küçük incisi ile bana gülümseyen çilek pozları geliyor tavşansı tavşansı :)

Çileğim büyümek için hiç acele etmiyor.
Bu ay aldığı gramaj o kadar düşük ki, doktorumuz ufaktan bir azarladı beni. Kendisi bu persantil eğrilerini fazlaca önemseyenlerden çıktı. Çileğe bir sürü kaşık maması yazdı. Bir koşu gidip aldık tabii. Aman ne pahalı şeylermiş bu biberon mamaları! Allahım emmeyen bebeklerin ailelerine güç kuvvet versin, hiç ilgimiz olmadığından, bilgim de yoktu fiyatlara dair, bir kez daha şükrettik halimize.
Ama çilek mamaları pek sevmedi. bir heves koca mama kasesi hazırladım, iki kaşık (çay kaşığı) yemedi. ziyan oldu mama, sonra biraz daha azalttım yine ziyan oldu, şimdi yarım çay bardağından daha az hazırlıyorum, iki çay kaşığından. onu da kırk kıyamet, bir naz pir naz, oyun kandırmaca arasında yedirmeye çalışıyorum, ama ı ıh,
o kadar tepkili ki ağzına yaklaşan kaşığa… ağzını her açtığında içeri dalan kaşık yüzünden dudaklarını sıkı sıkı kapatarak ağlamayı bile öğrendi çocuğum benim
onun için hazırladığım yoğurtları yemiyor ama geçen gün annemlerde bilmem kaç günlük ekşimiş hazır yoğurdu sürdüm dudaklarına ardından 4-5 kere koca koca yoğurt kümelerini lüp lüp yuttu. Patates, kabak, havuç, fasulye ve mis gibi tavuk suyundan onun için hazırlayıp süzgeçten geçirdiğim çorbaları yemeyip kendimize hazırladığım yeşil mercimek çorbasını, tuzlu salçalı şehriye çorbasını yiyor. Anlamıyorum ben bu çocuğu.
ölçümüz çeyrek çay bardağı. kaşığımız da çay kaşığı. Böyle iğneyle kuyu kazar gibi ilerliyoruz. Bir de tükürmeyi öğrendi küçük hanım, oyun mu sanıyor nedir, ağzına verdiğimi püskürtüyor, henüz profesyonelleşememiş olsa da.

--------
Bana bakışları her geçen gün o kadar bilinçli oluveriyor ki gurulanıyorum. altı ayın külfetlerinin ardından nimetlenmeye başladığımı hissediyorum. sanki bazen laftan anlıyormuş gibi davranıyor, farklı bir evde farklı bir yatakta uyanınca korkudan ağlıyor, o anda konuşarak yanına yaklaştığımda beni gördüğü andaki gülümsemesi herşeye değiyor.
onu yatakta bırakıp bir başka odaya gittiğimde, geri döndüğümde, beni gördüğünde kollarını uzatıyor al beni diye.
Almadan uzaklaşırsam içini çeke çeke ağlıyor, tekrar yanına döndüğümde kollarını tekrar uzatarak gülme ağlama arası kesik kesik bir sesle bana doğru hamle yapıyor, çırpınıyor.
Kucağıma her yatırdığımda o aranması yok mu bütün kalbimin bebeğim için çıldırdığını hissediyorum,
Kucağıma aldığımda boynuma sarılıyor, kafasını omzuma yaslıyor, ya da eliyle bir yandan omzumdan tutunarak etrafını seyrediyor.
Yanına yattığım da, bana doğru dönüp, ellerini koynuma doğru uzatıp, sokuluyor. O zaman defalarca defalarca sıka sıka öpüyorum onu, şap şap sesleri kulaklarımı çınlatıyor, ama o hiç rahatsız olmuyor, sessizce kıpırtısızca duruyor. Sevildiğini anlıyor benim sevgi arsızı çileğim.

---------
çilek, anne ve babasının yatağından düştü :( berbat bir deneyimdi, o kadar sinirlendi ki, neden düştüm diye, içini çeke çeke, sıkına sıkına ağladı uzun zaman, canım bebeğim, o an kendimden nefret ettim ben biçim bir anneyim diye.
---------
Nihayet bir baston pusetimiz oldu, çilekle uzun zaman sonra ilk kez bugün baş başa dışarı çıktık, anakucağı ile birleşen diğer kazulet puseti meğer ne büyük işkence imiş de bu baston meğer ne rahatmış, içerisinde çilek varken kucaklayıp merdivenleri bile çıktım, sokaklarda kaldırımlarda seke seke uça uça gezdik
Şimdilik yakın bölgelerde gezinsem bile,
bekle bizi İstanbul kelebek geliyor çilekle! :)

28 Ekim 2008 Salı

28 ekim 2008 salı

tam 6 ay 10 günlüksün

bu sabah büyük teyzen ilk dişini gördü

Allahım büyüyorsun

inanamıyorum..

16 Ekim 2008 Perşembe

Zıp-zıp çilek

Bayram bitti, biz de normal hayatımıza döndük…


Bayram bitince sanki bir rüya bitmiş de uyanmış gibi oluyorum. Kendimi fazla kaptırıyorum. Hayatla ilgili yaşayacağım güzel şeylere kilitleniyorum en baştan, sabırla o vaktin gelmesini bekliyorum, hayal kuruyorum, heyecanlanıyorum. Sonra o güzel şey geliyor, yaşayıp tüketiyorum, ardından bir sonra gelecek olan güzelliğe kilitlenip beklemeye ve yeniden hazırlanmaya, yeniden heyecanlanmaya başlıyorum. Tabii bu arada yapılması gereken şeyler aksıyor. Bayramı bekledik geçti gitti. Şimdi önümüzde güzel bir düğün var inşaAllah. Şimdi onu sabırsızlıkla bekliyoruz.

Sadece güzel şeylere değil, zor ve çetrefilli, olumsuz sonuçlanmasından endişe ettiğim şeylere de kilitleniyor ve gün içinde, ya da o zorluk yaşanıp aşılıp bitene kadar önümdeki hoş şeylere konsantre olamıyor, stres yapıyor, kendimi harap ediyorum. Bunun en iyi örnekleri girdiğim sınavlar… o sınavları aşıp başarılı olana kadar sanki eğlenmek bana haram. Ne saçma bir psikolojim var ama ne yapayım böyle işte. Bu bahsettiğim (olumsuz olan örnekteki) süreç dolana kadar ne kendime rahat veriyorum ne de etrafımdakilere. Stresimden fazlasıyla etkileniyorlar. Başta paşa, ve eminim çilek de öyle… Yapmamalıyım. Diyorum kendi kendime ama olmuyor.
Yeni ders dönemim başladı. Ama ben çalışıyor muyum? Koca bir hayır!! Hamilelikten 9, doğumdan sonra da 6 aydır hiç bir şey çalışmıyorum.

6 ay…

Çilek doğalı iki gün sonra altı ay doluyor. Çileğim ilk seneyi yarıladı bile. Geriye dönüp baktığımda sanki çok hızlı geçti zaman. Ama ileriye bakarken sanki hiç geçmek bilmiyor.

--------

Her gün büyüyen değişen varlık bebekler…

Çilek de her gün bir şeyler öğreniyor, eskilerini unutuyor, sonra tekrar unuttuklarını hatırlıyor. Değişiyor gelişiyor… hem de büyük bir hızla. Bazen şaşırıyorum. Çok kısa süreli bir hafızaya sahip olduklarını düşünmeye başladım. Elinde oynadığı oyuncaktan sıkılıp kenara atıyor. İki saniye sonra sanki yeni bulmuş gibi zevkle oynamaya devam ediyor. Yüzüme bakıp gülüyor, kafasını çeviriyor iki saniye sonra tekrar bakıştığımızda ya da sesimi duyduğunda sanki saatlerdir beni görmemiş gibi davranıyor, seviniyor tepiniyor :)

evimizin cephanesi :)

Çilek doğduğundan beri yatma pozisyonuna geçirildiğinde acayip sinirlenen bir bebek. Sanırım daha öne bundan bahsetmemiştim. Bu sebepten ötürü emme vakitlerimiz hep kabus gibi idi. Yatma pozisyonuna geçirilmeden bir bebek nasıl emzirilir, tabii ki dik tutularak. Ve ben de bu süre içerisinde ayakta duruyordum. Azıcık yatırır gibi olduğumda çığlıklarla bağırıyordu, iki dakika emzirebilmek için yorgunluktan halsiz düşüyordum, bazen tepem atıyor emmeyi bıraksın istiyordum, benim yerimde bir başkası olsa uğraşmazdı eminim. Ve ben de uğraşmasaydım, üzerine düşmeseydim çilek emmeyi çok rahat bırakacak bir bebekti.

Hasılı, yatma pozisyonunu hala sevmese de emme vakitlerinde razı oluyor. Şimdilerde bu işi oturma pozisyonu içinde yapıyor, kucağımda iki saniye oturtamıyorum, sürekli direniyor ve ayakta durmak istiyor, sonuç her daim koltuk altından tutularak ayakta dikeltilen bir çilek.
Emeklemesini istemiyorum, iyi ki de istemedim yani kızım, böyle intikam alıyorsun sanırım benden…

Ayakta durma isteği kızımı 6. ayı bitmeden hoppalasına kavuşturdu.

Geçtiğimiz akşam dedesi ona çok güzel bir hoppala almış. Bir diğer adıyla zıpzıp, daha oturalı 5 dakika olmadan ne işe yaradığını çözdü benim bıdığım, zıp zıp zıplamaya başladı. Şimdilerde favori oyuncağımız olsa da ona da tahammülü sınırlı. Daha doğrusu yalnız bırakılmak istemiyor, kapının eşiğine takıyorum ben de odanın içinde olmama rağmen uzaktan laf atmama razı olmuyor, yanında durup onunla konuşmamı istiyor prenses :))

Bu ay kaç kilo aldığını merak ediyorum, daha doğrusu kaç yüz gram aldığını. Umarım yeterli bir miktar olmuştur. Ek gıdalarla aramız çok iyi değil. Uzun süreli yemeğe dayanamıyor, en fazla 2- ya da 3 çay kaşığı, bazen de sadece parmağımı yalamayı yeterli buluyor, zaten kaşığa karşı antipatisini parmağım sayesinde aştık çok şükür, parmağımı yumurta, pekmez, meyve ne bulursam batırıyorum, dudaklarına sürüyorum, hoşlandıysa ardından uzattığım kaşığa eh işte razı oluyor, yani çay kaşığına… ve en fazla 3 defaya izin veriyor ve gönülsüzce açıyor ağzını. Israr etmiyorum. Ama her şeyi tattırıyorum, et suyu, her türlü sebze suyu, şekerli tuzlu yağlı salçalı pek çok çorba türü… damak tadı gelişsin de, ne kadar isterse o kadar yesin

Bu haftanın en büyük gelişmesi, salıncağımızı söküp kaldırmamız oldu. Çilek artık geceleri yatağında uyuyor, bazı geceler bu durum daha sık uyandırılmam anlamına gelse de mutluyuz. Gündüzleri uyumak ise problemli olmaya devam ediyor. Geçen hafta boyunca çilek yanına uzandığım zaman içerisinde 5 dakika da uyuya kalıyordu. Çok sevinmiştim havalara uçmuştum. Ama bu durum 1 hafta sürdü. Şimdi yanına uzansam da ağlamaktan uyuyamıyor, ayakta sallanmayı da kabul etmiyor. Salıncağı aradığını zannetmiyorum zira onda da ağlaya ağlaya uyurdu. Kısacası ne istediğini, nasıl uyumak istediğini çözemedim. Sanırım tek bildiğim ağlayarak uyumak istediği…

güzel güzel uyuduğumuz geçen haftadan bir anı :(


Bazen ağlama sesi beynimde çınlıyor, susmuyor, kucağıma alıyorum uykum var diye tepiniyor, kafama doğru turmanıyor!... iki tane tıkaç takıyorum kulağıma… o ise kucağımda veya yanına uzandığım halde ağlamaya devam ediyor.

Bazen emerek uyuyor, buna alışmasını isteyip istemediğimi bilemiyorum, iki yıl sonra emmeyi kestiğimiz de kötü olacağını düşünüyorum. Adam sen de daha 2 yıl var diyemiyorum. hep böyleyim ben işte. İleride olacakları düşünmekten anın keyfini çıkarmayı bilmem. Bırak işte çocuk öyle ya da böyle uyumadı mı uyudu, ama yok şimdiden plana programa bağlamak istiyorum her şeyi.

O büyüyor, bazen devam eden hayatta bir şeyler kaçırdığımı hissediyorum. Annelik böyle bir şey sanırım…

29 Eylül 2008 Pazartesi

Paşa Çileği

Herkese merhaba
Bir haftadır yağmur yağıyor, puslu havalarda hep bir yorgunluk bıkkınlık uykulu ve depresif hallere büründüğüm için sevmezdim böyle zamanları, ta ki son iki seneye kadar, o kadar susuz kaldık ki şu son iki yıldır, hava kapattığı anda yağmur yağacak diye bir sürûr kaplıyor içimi… boşuna denmemiş rahmet diye…

Efendimmm nerde kalmıştık son postumda güzel bir deneyim yaşadığımdan bahsetmiştim ya, hani şu tadı damağımda akide şekeri yalamış da yetmemiş hissini veren deneyim…
Aslından, öyle yazdığımda birilerine ilham verecek, bilgelik ve deneyim kazandıracak bir şey değil bu, şayet öyle bir beklentiye soktuysam sizleri özrü bir borç bilirim. Bu deneyim yalnızca paşa-kelebek-çilek üçlüsünün yaşadığı, insanlık için bir sinekten daha ufak, ama çekirdek ailem için müthiş bir adım olan bir deneyim… Bilin ki hiç abartmıyorum, şimdiye kadarki yakınmalarım göz önüne alındığında bana hak vereceğinize inanıyorum
Daha fazla sabırsızlanmadan tarihe düşülecek notlarım arasına girecek bu altın harfli deneyime geçiyorum…

Geçtiğimiz cumartesi akşamı paşaya, “Pazar günü ne yapalım Eminönü’ne mi gitsek çileğe bakmak istediğim şeyler var (malum bebek giysileri için en ideal mekanlardan bir kaçı orada) yoksa alışverişe mi gitsek??” (paşa ve benim alışveriş ve market delisi olduğumu söylediğimi anımsar gibiyim. Şehir dışına gezmeye çıktığımızda da İstanbul’da yokmuş gibi market gezmiştik) dediğimde “bana hiç iş çıkarma, yarın dışarıya adım atmak istemiyorum evde dinlencem” cevabını verdi.
İşte o anda bilemiyorum şeytanın mı yoksa yardımcı meleklerimin mi aklımın kenarında yaktığı bir lamba “cevabından memnun kalman mümkün olmaz biliyorsun ama soruver gitsin içinde kalmasın” kışkırtmasında bulununca bir anda boş bulunup hayatımın sorusunu sordum

Yaa gerçekten mi?? paşam çilekle bir yarım saat vakit geçirsen de o zaman ben biraz çıksam hava alsam nolurrr ??

Deyiverdim…
Paşa şaşkınlıkla “nereye gideceksin ki???”gibi bir çıkış yaptı.
Ben ise “nereye olursa… evin etrafında bile bir tur dolaşmaya razıyım nolur… çok bunaldımm” dedim ağlamaklı bir sesle -kihkihhh-
İstersen “Eminönü’ne git” deyiverdi paşa…
O an
Hayat dondu benim için, akan sular, cıvıldaşan kuşlar, hareket halindeki otolar, süzülen bulutlar…
:))))
İnanamadım kalbime bu kadar yük ağır gelecek diye korktum, bir daha sormaya, o iki saniye içinde fikir değiştirmesi ihtimalinin olmasına korktum. Olur deyiverdim hızlıca… Eminönü’nde ne yapacaktım Pazar Pazar… Olsundu. Paşa çileğe bakacaktı ya, olsundu. İster Eminönü, ister evin önü, fark etmezdi benim için…
Hızlıca hazırlandım apar topar, içimde tarifsiz bir heyecan, sanki ilk defa sokağa çıkacakmışım gibi bir hisle… Sanki tutukluluk hali sona ermiş bir mahkum gibi (çok mu abarttım nee) süt bırakıp eve, hızlıca çıktım.
Eminönü’nde istediğim yerler açık değildi, yine aradığım bir iki şeyi alabildim, paşa aradı ve “Hiç acele etme, çilek sütünü içti ve uyudu” dedi.
İnanamadım, daha gezmem için bana fırsat verdi “gelme gez dolaş” dedi, ben de gezmenin dolaşmanın dibine vurdum, Eminönü’nden ayrıldım, başka yerlere geçtim, hatta itiraf ediyorum bir ara çileğin varlığını dahi unuttum.
Tam 4.5 saat!!!
Eve geldiğimde dolaşmaktan yorgun düşmüştüm, kapıyı paşa ve çilek birlikte açtılar, yeni yeni mızıldanmaya başlamış, o kadar saat emmeden yine iyi dayanmış kuzum. Beni hiç aramamış babasıyla iken…
Yetmedi ertesi gün ikinci bir inanılmazlıkta çileksiz gittiğim iftar davetiydi, bu sefer uzağa değil aynı sokakta oturduğumuz arkadaşıma gittim, kütüphaneden arkadaşları toplamıştı, hepsi de çileği bekliyormuş umutla, onsuz geldiğim için bir güzel azarladılar beni. İki saat durdum geri geldim.
Şimdi söyleyin bakalım, tadının damağımda kalması boşa mıymış bu deneyimin? Tekrar ne zaman böyle bir hakkım olur bilemiyorum, iki gün üst üste olunca joker hakkımı da kullanmış oldum haliyle, ama neyse :P
Aslında amacım çileksiz zaman geçirmek değildi. (Tamam itiraf ediyorum biraz da o tabii) Asıl istediğim paşanın çilekle ben olmadan vakit geçirebilmesi, sadece mutlu ve ihtiyacı olmadığı zamanlarını değil, karnı aç, altı kirli ve uykusuz olduğu ve huzursuzlanıp ağladığı zamanlarda da ilgilenip sakinleştirebilmeyi becerebilmesiydi. Sanırım biraz da olsa bunu sağlamış oldum.
Paşa bunu nasıl kabul etti bilmiyorum ama biraz düşününce çileğin 5 ayda gelmiş olduğu durumun da büyük etkisi var sanırım. Artık eskisi kadar sebepsiz ağlamaları yok, huysuzlandığında oyalamak daha mümkün… Ve en önemlisi babasını ayırt edebiliyor ve dahası onu özlediğini düşünüyorum. Akşam eve geldiğinde sesini duyunca hemen susup dinliyor ve onunla oynarken benimle vakit geçirdiğinden daha çok mutlu oluyor, kahkahalar atıyor. -Alınıyorum biraz… ama yok yokk daha çok böylesi güzel deneyim yaşamak istiyorsan kelebek, hiç zoruna gitmesin bu durum :P-

İşte böyle… bu güzel anımı sizlerle paylaşmak istedim, ne dersiniz yarınlarımız için umut var dimi:P

----------

Bugün arefe…
Ramazan’ın son günü, nasıl da hızlıca geçiverdi.
Yarın bayram
Bu çileğin ilk bayramı…
Bizim evde (annemleri kastediyorum) uzun bir aradan sonra ilk defa bütün aile bir arada olacak. Ablam döndüğü için… Ama yine uzun bir süre böyle olamayacak sanırım. Çünkü tekrar uzaklara gidiyor. Umarım çilek, teyzesini daha sık görebilir, kuzenlerini, eniştesini… Buradan kendilerine sesleniyorum. (bu kısmı İngilizce ve Arapçaya translate etmem gerek :P)

--------

Bayramları çok sevdiğimden bahsederim hep. Çocukluğumuzda bayram benim ve ablam için yeni alınmış kıyafetler demekti. Annem yalnızca bayramda bizi baştan ayağa giydirirdi. Bayram gelmeden bayramda ne giyeceğimiz telaşına düşer, çantadan tokaya çoraptan ayakkabıya tüm kıyafetlerimiz gıcır gıcır olurdu. Annem dikerdi her şeyimizi.

Arefe günü banyo yapmak mühim işti.
Çocuklar bir yaş büyürdü çünkü.
Annem ikimizi de güzelce yıkardı.

Akşam yatmadan önce ertesi gün giyeceklerimizi askılarıyla birlikte yatağımızın başucuna asardık ablamla. Ayakkabılarım hep siyah rugan olurdu. Böyle üzeri kurdelalı, parlak…
Yattığım yerden onlara bakar uyuyamazdım heyecandan. Hemen sabah olsun isterdim.

Sabah olduğunda namaz vakti kaldırırdı annem bizi.
Bugün bayramdı,
Yatılmazdı.

Annem bayram için hep su böreği yapardı bir gün öncesinden.
Onu, böreği açarken pişirirken izlemek, bayramın geldiğinin en büyük müjdecisiydi benim için.
Herkes yalan söylese bile, börek söylemezdi.
Bayram gelmişti.
Çünkü börek bayram demekti.

Babam namazdan gelince kahvaltı sofrası kurulurdu.
Bütün aile kahvaltı yapardık.
Üstümü giyinmezdim hemen…
Kirlenmesin diye…

Kahvaltıdan sonra aile içinde bayramlaşırdık biz, özel bir usulle…
Babam başköşeye otururdu, annem onun elini öper bayramlaşır sonra yanına otururdu. Ardından ablam, babamın, annemin elini öper yanlarına otururdu. Ardından ben önce babamın, sonra annemin ardından ablamın elini öper otururdum.

Köyde geçen bayramlarımızda bu sıranın başına babaannem ve dedem eklenirdi.
Çocuklar ellerinde poşet kapı kapı dolaşıp bayram kutlar, şeker mendil, çok şanslılarsa zengin bir kapıdan harçlık alırlardı.

Yıllar geçti.
Bayramlar köyde değil, İstanbul’da evimizde yaşanmaya başladı. Halkamızın başında sadece babaannem kalırken, sonuna kardeşlerim eklendi. Herkes birbirinin elini sırayla öptü, en ufağımız şeker gezdirdi.

Bayramlaşma bitince babam güzel bir dua yapar her zaman. Güzel geçen Ramazanımıza şükreder, bir dahaki seneye erişmek için niyaz ederiz hepberaber.

Yarın bu halkanın en ufağı çilek olacak…
Henüz şeker tutmayı bilmiyor, Bayramın ne olduğunu anlamıyor ama, annesinin yatağının ucuna iliştirdiği bayramlığı, yarının olmasını bekliyor.
Bu sene çileğin yerine ben heyecanlanıyorum bayramlığı için…
Bundan sonraki yıllar (inşaAllah) çilek heyecanlanacak…

Herkese ailesi ile birlikte geçireceği mutlu bir bayram diliyorum

23 Eylül 2008 Salı

Yazmayalı ne çok şey birikmiş akıl süzgecimde…

Çilek 5. ayını da tamamladı bu ay, beş aylık çilek, hımm olgun çilek…

Bu ayki kontrolümüzde çilek ro.tar.ix aşısının ikinci dozunu vuruldu.-yedi mi demeliydim- Hem de tadını o kadar beğendi ki bir gramını bile ziyan etmedi, dudaklarını şap şap yaladı :) doktor bile şaşırdı kaldı. Akıllı kızım benim, herhalde tadından pahalı olduğunu anladı da babamın parasını boşa harcamayayım dedi -hehe-

Kilo durumlarımız da pek bir gelişme yok, 15 günde 250 gram almış doktorumuz az buluyor ama geçen 15 günde 220 gram aldığı için “bu bile bir gelişmedir” dedi. Nedense ben hiç sorun etmiyorum kilosunu. Evet görenler “çilek zayıf bir bebek” diyorlar ama ben bunu hiç takmıyorum. Bilmiyorum tuhaf bir anneyim sanırım. Bence kilo sağlık demek değil kesinlikle. Kendim de zayıf olduğum için belki de. Gelişimi, hareketleri ve becerileri oldukça iyi elhamdülillah.

Geçtiğimiz kontrolden not düştüğüm üzere çilek ek gıdalara başladı. İçim burkuluyor bir yandan. Bebeklikten uzaklaşıyormuş gibime geliyor üzülüyorum sanırım…

Düzenli olarak yediremiyorum bir yerlerde aksama oluyor, ilgisiz bir anneyim sanırım, doktor 3 öğünü de yesin dedi. Ama çileğin uyku düzeni bir tuhaf ayarlayamıyorum. Uyanık olduğunda bir işle meşgul oluyorum tekrar uyku vakti geliyor öğün aksamış oluyor, doktor 3 öğün dedi diye bazen akşama doğru 3ünü de sıkıştırmaya çalışıyorum o da sıkılıyor istemiyor haliyle. Bir de bacak kadar boyuyla ağzını kilitlemeyi öğrenmedi mi şaşıp kalıyorum. Bir iki gündür emziğe de aynı şeyi yapıyor. -Kızım lütfen emziğe zor alıştık zaten daha em biraz daha annecim yaaa güzel uyuyorsun böyleee :(- merak ediyorum benim gibi ihmalkar anneler var mı diye, yoksa herkes bebeğinin öğünlerine çok iyi riayet ediyor mu?

Yeni yeni huylar huzursuzluklar öğreniyor. Anladım ki çilek sinirli bir bebek. Hele öyle ağlatarak terbiye edilecek cinsten kesinlikle değil. Nasıl sinir yapıp sıkına sıkına çığlıklar atıyor görseniz… böyle yanaklarıma yanaklarıma atlıyor sıkıyor saçlarımı yoluyor ben de onunla birlikte bağırmaya başlıyorum öyle canımı yakıyor. Yaptığım da ne mi. Ya lavaboya gitmek –ne kadarlık bir süre olacağını tahmin edersiniz- ya da evi süpürüyor olmak ve makinenin sesinden ne boyutta bir ağlama krizine yükseldiğini duyamamış olmak… geldiğimde ters dönmüş yüzünü gömmüş çılgınlar gibi ağlarken buluyorum hanımı. Kaldırdığımda da niye bu kadar geç kaldın??? meyanında darbelere maruz kalıyor yüzüm. Fena cimcikliyor hanım…

Seyrek kaka yapmalar devam ediyor doktora gitmeden önceki gece bir blog turu yaptım da pratik annenin bahsettiği üzere bu çok sık rastlanan bir mevzuymuş, sandığım kadar panik bir durum yokmuş bu husustan doktora bahsettim o da onayladı, zaten her şeyde “internetten baktım, okudum vs. ” dedikçe “aman ne araştırmacı anaçmış” diye düşünüyor olmalı :)

Çileğin 5. ayına basmasını sabırsızlıkla bekliyorduk, malum artık oturtulabiliyor, doktora da sorup onayladıktan sonra, her hevesli anne baba gibi soluğu kızımıza bir mama sandalyesi almak için IK.EA da bulduk, kısa süreli oturtuyorum şimdilik. İftarda yanımızda olsun sofrada iştaha gelsin istiyorum, gerçi bu aralar iştah konusunda berbatız, nazar ettik kızımıza. İlk zamanlar kuru fasulyenin şehriye çorbasının suyunu veriyordum kaşığı yiyecek gibi alıyordu –“durrr napıyosun onda et var salça kıyma domates bıdıbıdı…” dediğinizi duyar gibiyim, denedim domates, salça hiçbir alerjik durum göstermedi, doktor da bir sakınca görmedi- . Herkese yiyor aman dedik şimdi ağzını bile açmıyor, bir sıkıyor dudaklarını, kendini mama sandalyesinin öbür tarafına kollarıyla birlikte bir atıyor sanırsınız 3 yaşında bıdık. Sanırım ben de yemek konusunda ısrarcı anneler kategorisine girdim istemeden…

------------

Ramazan bitmek üzere… üzülüyorum ama bayram geliyor bu ise çok mutlu edici

Çocukluğumdan beri bayramlar benim için dilimin üzerine konmuş akide şekeri gibidir. Tadına doyamam bitince ağlamaklı olurum. Bayram gelmeden önce ona dair büyük hayaller kurarım sonra bir kısmı olur bir kısmı olmaz. Sevinç ve burukluk içinde geçer gider. Sonra ikinci bayramı beklerim heyecanla bu kadar yakın olmaları hem iyi hem kötüdür benim için… yıl boyu bayramsız kalmak zoruma gider. Keşke araları biraz daha açık olsa derim içimden…

Evet bayram geliyor haliyle kelebeği bayramlık telaşı sardı :) bu sefer giydirmem gereken iki bayan var aman ne hoş :)

Bayram temizliğine başladım ama her zaman bildiğim yaptığım gibi değil, parça parça… eskiden “bu da temizlik mi canım” dediğim biçimde… önceleri benim için temizlik bir günde yapılıp bitirilmezse temizlik sayılmazdı. Bugün burayı yarın orayı yaparsam yarın orayı temizlerken temiz olan burası pislenirdi benim için, tekrar edilmesi gerekirdi. Bir gün boyunca sabahtan akşama koştur kanır bütün evi siler süpürür, cam kapı eser, perde tül bırakmazdım. Akşam olunca bir temiz duş alır (e haliyle temiz eve temiz olmak gerek) paşanın azar seslerinin arasında sırtım belim bacaklarım ağrıdan koparken yüzümde tebessüm tarifsiz bir mutlulukla ağrılarımı dinleye dinleye uyumaya çalışırdım.

Ama çilek bu konuya da değişiklik getirdi.

Bir haftadır cam siliyorum, daha doğrusu bu işi ikiye böldüm, ilk parti hafta başında ikinci parti dün tamamlandı. Bugün perdeler ve tüller hallediliyor, yarın kapı, duvar öte gün son olarak yerler falan haledilecek. E peki bu sırada camlar tüller kapılar yine ve yeniden kirlenmeyecek mi ???

aaa ne münasebet öyle saçma şey mi olur :P
diyerek kendimi avutacağım :)

Not: Hafta sonu müthiş bir deneyim yaşadım, tadı damağımda kaldı, bir dahaki postta bundan bahsedeceğim inş.

7 Eylül 2008 Pazar

Kendime yeni giysiler almak çok mutlu eder beni, her kadın gibi… sinirli olsam, üzgün olsam, kırgın olsam hepsi alışverişte geçiverir. Güzel bir şeyler alıp elim kolum poşet dolu evimin yolunu tutuğumda, aldıklarımı kombine edecek evdeki giysileri tasarlarım kafamda, yakında giyebileceğim, düğün, bayram, toplantı varsa neyi nerde ne ile giyeceğimin planını yaparım, ağzım kulaklarımda mutlu mesut sevine sevine evime gider, hepsini tek tek gardırobuma asarım.

Bugün paşa evdeydi. Uzun zamandır çalışmadığı bir hafta sonu. Vakti evde geçirmeyi de severiz, dışarı çıkıp gezmeyi de. Biz karı koca en çok birlikte alışveriş yapmayı seven nadir çiftlerdeniz. Biz de atladık arabamıza outlet mağazaları gezdik tek tek. İndirimden hoş şeyler aldık, çilek hanım için bakındık ona da ciciler aldık. İftarımızı annemlerde yapıp eve dönerken yolda arabada, karanlık caddede otobanın ışıklarını seyredip düşünürken kendimi yine ağzı kulaklarıma varacak kadar mutlu, sevinçli ve hafiflemiş hissettim, evimizin önüne gelip arabayı park ederken birden aklıma geliverdi.

“bi dakka yaa ben bugün kendime bir şey almadım ki! niye ağzım kulaklarımda? kendim için alışveriş yapmadığım halde neden böyle mutlu ve huzurlu, kendine bayramlık almış çocuk edasıyla sevinçle elimdeki poşetlerin saplarını sıkıyorum ki!?”

diye düşünürken fark ettim.

Elimdekiler çileğe alınmış giysilerin poşetleriydi...

Evet, ben bugün kendime bir şey almamıştım. Ama kendime almışım gibi bir mutluluk vardı içimde…

Çünkü çileğe alışveriş yapmış ve onları alırken, çileğe hangi gün neyi giydireceğimin hesaplarını yapmıştım sevinçle.

Tıpkı kendime alışveriş yaptığım da, planladığım gibi…

Çilek için yaptığım alışveriş beni böyle mutlu etmişti.

Ve ben kendime bir şey almadığım halde aynı mutluluk ve yüreği kıpır kıpırlıkla, yine sevine sevine ve heyecanla, evime gelmiştim.

5 Eylül 2008 Cuma

Aşçı çilek

Aksama kayınvalidemler iftara davetli…


Aslında ilk gün almak istiyordum ama emzikli bir bayan olarak orucuma güvenemedim, çok şükür rahat geçiyor oruç, nazar değmesin inşaAllah


Yemeğe misafir almayı çok severim ben, önce yemek bloglarından hazırladığım bilgisayarımdaki “cooks” arşivini tektek gezer menü dizerim, sonra yemek bloglarındaki güncel tariflere bir göz atarım menüm en az 1 hafta önceden hazır olur. Ardından o hafta boyunca her yemek için gerekli malzemeyi çıkarırım. Soğana salçaya baharata kadar tek tek. hafta içi eksikler tamamlanır.


O gün gelip çattığında önce sabahtan akşama programını yaparım kafamda, şu saatte et hazır olacak, pirinç ıslanmış, malzemeler yıkanmış bekliyor olacak. Şu saatte çorba salata bitmiş, sofra kurulmuş olacak. Tezgah üstü dağınıklıktan da nefret eder sürekli yıkar süzdürür toparlarım bir yandan da. Mutfakta zaman geçirmeyi pek severim ben.

Evliliğimin ilk senesi Ramazan’a dair pek bir hevesliydim ama oruçlu bir halde tek başına iftar sofrası hazırlamaya cesaret edemiyordum bir türlü. İftar sofrası normal yemek davetlerinden farklı. Saatlerdir aç olan bir insan güzel bir sofra bekliyor. Ona göre hazırlanmak gerekiyor.


Velhasıl ben de gün boyu aç olacağımdan gücüme kuvvetime güvenemiyorum haliyle. (tabii o zamanlar çırpı gibi bacaklarım kollarım… ahh ahh :P ) oruç tutmadığım günlere program yapıp davet alıyorum özellikle eşimin tüm akrabalarını, onun ve benim arkadaşlarımı tek tek iftara almıştım ilk Ramazan’da. Çok da güzel sofralar kurmuştum keyifle.


Sonraki sene yine aynı şekilde geçti. Tek farkla. Artık 1 yılın verdiği beceri ve deneyimlerle hız kazanmış ve kendimi çok yormama gerek kalmadan da aynı güzellikte sofralar kurmaya başlamıştım. Oruçlu iken de misafir alabilmek gurur veriyordu bana.


Geçtiğimiz yıl ise hamile olduğum için ne oruç tutabildim ne de misafir alabildim. Kendimden geçmiş haldeydim zahir. “Artık bir de çocuğum olacak böylesi davetlere gücüm olmaz herhalde” diye düşünüyordum.


Bu yıl evliliğimde 4. ramazanım. İlk davetim de bugün. Hiç de azımsanmayacak bir sofra kurdum. Hem de 4,5 ayık bir bebeyle…


işte menüm:


Yayla çorbası
Kıymalı taze fasülye
Fırında kuzu
Karışık salata
Pilav
Ev yapımı vişne suyu
Ve kaymaklı elma tatlısı


Öğlen 12:30 dan beri hazırlıklara başladım ve saat 5:00 da her şey hazır. Ayrıca evi de sildim toz aldım.


Bütün bunları marifet mi de anlatıyorsun diyebilirsiniz. Hem öyle; hem değil. Kendi içimde bu 4 yılın muhasebesini yaptığımda geldiğim noktada bunlar benim için sanırım marifet. diyorum ki “kadının sınırı yok”... kendini paralamada, gücünü feda etmede, canını dişine takıp iş görmede… yapamam sanıp önce, sonra bir gayret herşeye koşturmada... o yüzden yıllar sonra çöküp kalıyoruz belkide. Ve eminim yukarıda saydıklarımı 2 hatta 3 çocukla yapanlar var aranızda. Siz de kendi içinizde bir muhasebesini yapın yıllarınızın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Çilek bu süre içerisinde kah uyudu, kah mutfak halısının üzerinde tepişti, kah annesinin kucağında çorba karıştırdı. Annesi de bir yandan ona yemek yapmada küçük püf noktalarını anlattı. “mercimek çorbasının ve makarnanın pişerken, yayla çorbasının piştikten sonra ağzı kapatılmaz annecim, ilk ikisi taşar, üçüncüsü kesilir kuzum” gibi…

Ben bu postu yazarken de kah ayağımda kah salıncağında sallanıp, annesinin işini bitirip onu yıkamasını hafiften mızıklayarak bekliyor.


Herkese iyi iftarlar…

....

Güncelleme: saat 22:24 mısafırımı agırladım hersey cok guzeldı. cılek gec saate kadar uyumak ıstemedı yaklasık 1 saattır uyuyor her davet sonrası oldugu gibi bu sefer de tezgah basında cok vakıt gecırmem sebebiyle sırtım agrıyor, tatlı bır yorgunlukla bılgısayarımın basındayım

3 Eylül 2008 Çarşamba

Döner çilek

Çilek geçtiğimiz Salı gününden beri dönmeyi öğrendi, ama ne dönme…

O gün bu gündür en büyük keşfi, en iyi becerisi bu oldu

Habire dönmek istiyor

Tam da yatağında yatırmaya alıştırma çalışmalarına başladığım dönemde.

Uykuyu zaten orada uyuyamaz oldu, kocamannnn alan dön döne bildiğin kadar

Salıncakta uyutup beşiğine geçirmek istediğimde de aynı şeyi yapıyor

Daracık salıncaktan koca yatağa geçip de eli kolu boşta kalınca uykunun arasında başlıyor soluna doğru ıkınmaya yekinmeye

Ve uykunun arasında ters dönüyor

Sonuç yeni uyumuş ama bak aaaa uyanmış çilek :(

Salıncakta yatmaktan da huzursuz oluyor hareket alanı dar olduğu için.

Beşiğine yatırdığım ilk gece (ki dönme işlemini henüz bu kadar profesyonel hale getirmemişti daha o zaman :P) bir deli deli yatmıştı yavrum. Koca yatağı bulunca neresini dolduracağına şaşıp sevindirik olmuştu, ertesi gün çileği görmeye anneme gelecekler için salata ve kek yapmak için mutfakta olduğumdan geç saat yatmış, gelip gidip ne yapıyor diye baktıkça her seferinde bir pozisyonda bulmuştum çileği. Bir seferinde nasıl becerdiyse, yatak başlığına paralel olarak yapışmış halde bile buldum.

Sonraki gece uykusunda, kızdığı zamanlarda yaptığı gibi emekleme hareketleri yapmış ve kafasını yatak başlığına yapıştırmış başlamış itmeye. Uykumdan bir uyandım ki kafasıyla yatak başlıgını zorluyor ve ağlıyor. Haliyle de ilerleyemiyor

Alt açarken, banyo yaptırdıktan sonra, üstüsünü giydirip soyundururken sürekli ters dönmek için zorluyor, yeni bir şey öğrense de şu huyuna ara verse azıcık.

---------

Motor gelişimi, algı, ilgi ve becerileri önden önden gidiyor maşaAllah, soranlara 6 aylık demek zorunda kalıyorum

---------

Geçtiğimiz gün alışveriş merkezinde yine ilgi odağıydı küçük hanım, yanlarından birkaç kez geçtiğimizi fark ettiğim birileri bir seferinde arkadan gelen arkadaşına (güya bana çaktırmamaya çalışıyor) “bak bak şu gelen bebeğe bi bak lütfen” diye fısıldadı biz marketten çıkana kadar da defalarca karşılaştık ve hep gözleri çileğin üzerindeydi.

Bugün hastanede 3-4 koltuk ilerimizde oturanlar pişt pişt sesleriyle kızımla oynadılar, hanımefendide sanki onlarla kırk yıllık ahbapmış gibi bir de gülümsemiyor mu iyice fıttırıyorum. Millet de gülücüğü görünce daha bir cesaretlenip yanımıza gelip isteme cüretini gösteriyorlar. Bir önceki hastane ziyaretimizde öyle olmuştu zira. Kadının biri ısrarla istedi çileği. Her seferinde “hayır lütfen” dememe rağmen. Sonunda yanındaki kadın “ısrar etme vermek istemiyor annesi” dedi. Bana da ilk çocuğunuz mu diye sordu. Vermek istemememi buna bağlayarak. (Görmemişin ilk çocuğu hesabı…)

Neden çocuğumu senin kucağına vereceğim! Seni tanımıyorum ki bayan! Bebeğime çılgınca bir zarar vermeyeceğini, bir anlık dalgınlığımdan faydalanıp kaçırmaya çalışmayacağını nerden bileyim!? Elin ağzın yeterince hijyenik mi bakalım? Çünkü kucağına aldığın çocuğu şapur şupur öpmene kimse engel olamayacaktır eminim… üstelik leş gibi nikotin kokundan sigara içtiğinde besbelli… hala niye 4.5 aylık bebeğimi senin kucağına vermemiş olmamdan dolayı beni görmemişlikle itham ediyorsun ki…

Bu işe en kısa zamanda bir hal çaresi gerek…

--------

Doktor çileği az kilo almış buldu, tahlilleri temiz çıktı. 3 günde bir ilginç bir kaka yaptığı için bir de gayta testi yaptırmıştım doktor istemediği halde. Onda da bir sorun yok hamdolsun. Dışkının bağırsaklarında uzun süre beklemesinin koku ve biçim değişikliği yapmasının normal olduğunu söyledi. Herhangi bir huzursuzluk durumu olmadığı için şimdilik beklemedeyiz.

Emme aralığımız tekrar 1-2 saate döndü çok şükür. Ama yeterli kilo almadığı için ek gıdalara başlamamızı istedi. Bu sandığım gibi kaşık ya da biberon maması olarak değilmiş meğerse. Meyve, sebze çorbası ve yoğurt şeklinde. İçinde birkaç örnek tarifin yer aldığı bir de kitapçık verdi. İçindeki örnek tarifleri buradan da yayınlayacağım inş.

Karma aşımızın ikinci dozunu vurulduk hastane dönüşü. Aynı aşıların sağlık ocağında ücretsiz vurulduğunu yeni öğrendik. İlk dozu hastanede vurulmuştu ve oldukça maliyetli olmuştu. Aynı işlemi aynı koşullarda bedavaya yaptırmak varken özel hastanede aynı aşı için neredeyse özel aşı ücreti vermek acımasızca geldi bana. Üstelik doktorumuz ve danıştığım bir başka doktor da bunun hiçbir mahsuru olmadığını söyledi. Yine bir başka doktor sağlık bakanlığının aşılar konusuna çok önem verdiğini ve sağlık ocaklarının yakında pnömokok aşısını da vuracağını haber verdi. Güzel şeyler de oluyor bu ülkede bazen…

Aklıma gelmişken, çocuk felci aşısı hakkında şaibeler var duymuşsunuzdur. Türkiye'de çocuk felcinin 90lardan beri görülmemei sebebiyle gereksiz olduğu söylenmekte ve çocuk felci olan (Allah korusun) bir çocuğunun bunu aşıdan kaptığı iddia edilmekte. Bu bahsettiğim doktor aşıların artık canlı aşı olarak vurulmasının kaldırıldığını ve böyle bir riskin de tamamen ortadan kalktığını söyledi. artık canlı aşı vurulmuyormuş Türkiye'de. Zaten yaptırmama gibi bir tercih hakkımız olduğunu sanmıyorum. Çünkü bu aşı da karma aşının içindeki 5 aşıdan biri ve topluca vuruluyor artık.

Aşımız ilkinde olduğu gibi yine huzursuzluk yaptı, vurulurken hiç ağlamadı çilek. Sadece ilacı verirken azcık yandı sanırım. O zaman biraz ağladı ama anında sustu. Eve geldikten bir saat sonra huzursuzluğu tavan yapınca daha önce doktorumuzun tavsiye ettiği yarım fitil par.a.no.x S verdim. Kucağımda salladım, şimdi içeride uyuyor. Yaralı ceylanım benim, içini çeke çeke ağladı. Aşı yeri kızardı. Bunun için, içine limon damlatılmış suya batırdığınız pamuk iyi geliyor. Aşı yerine sürün, kızarıklığı geçiyor.

Kucağımda uyutmayı unutmasını istiyorum, ayağımda sallamaya başladım birkaç gündür. Uyuyor da. Ama bugün özel bir gün. Acısı vardı kuzumun, o yüzden kucağımda uyuttum. Anne kucağının acıyı azalttığının bilimsel olarak keşfedildiğini okumuştum gazetede. Çok doğru bence de. Anne kucağının yeri bir başka.

Rabbim hiçbir evladı annesinin kucağına hasret bırakmasın. Âmin.

Not: Bir önceki yorumlardan arzu solmaz hanıma; uçağa binerken de yukarıda bahsettiğim fitilden yarım vermiştim. Sadece bebeğin uyumasını sağlıyor. Başka bir sebeple kullanmadık. Uçak konusundaki tecrübelerimize buradan ulaşabilirsiniz. Umarız sorunsuz bir uçuşunuz olur. Daha ayrıntılı sormak istediğiniz bir şey olursa mail atabilirsiniz. (Kendimi uzman sandım birden :) Siz sakın öyle sanmayın ama. sevgiler)

1 Eylül 2008 Pazartesi

hoşgeldin ey ramazan ayı!

Bugün ilk orucumuzu tuttuk ilk iftarımızı yaptık elhamdülillah

bu sene ramazan cok özel geliyor bana, yıllardır hissetmediğim bir ruhu hissettim bugün, özenle hazırladım yemeğimi, soframı, kendimi,

güzelce karşıladım eşimi...

daha bir kolay geçti sanki gün..

3 yılın ardından bir aile olduğumu, bir ailenin annesi, eşi, evin kadını, hanımı olduğumu hissettim

yıllar sonra çileğin tutacağı ilk oruçları düşündüm

benim onu nasıl teşvik edeceğimi, nasıl yüreklendireceğim, paşa oruçları tutturacağımı, nasıl ödüllendireceğimi düşünüm

kızıma ramazanın ne olduğunu anlattım

onun da ilerde büyüyüp kocamannnn bir insan olduğunda şeker tadında hatırlayacağı ramazanlar olması için neler yapmam gerektiğini düşündüm

gerçek bir aile olmak nasip oldu bizlere de çok şükür...

bu sene ramazan işte bu yüzden bir başka güzel...

herkeslere hayırlı bereketli Ramazanlar...

24 Ağustos 2008 Pazar

Küçük insan çilek


Kızım

Bu aralar ters dönmek için çok gayret sarf ediyor yekinip duruyorsun ya;

Deyim ben sana

Tekniğin yanlış…

Ellerini birleştirip kollarını ve bacaklarını da havalandırıp yan dönüyorsun, çok da sıkı çalışıyorsun ama bu ters dönmene engel oluyor miniğim, hani “beni buradan kaldır” diye çığırırken göbeğini öne doğru şişirip yan dönüyorsun yaaa

Heh işte ordan çalış annem…

----

Çilek bu ara dönme çabalarını hızlandırdı, sanırım bu onun için bir ihtiyaç haline geldi, pozisyon değiştirebilmek için kıvranıp duruyor. Yüz üstü yatırdığımda bacaklarını gerip poposunu kule gibi kaldırıp yan düşüyor ve bu sırt üstü dönmesini sağlıyor bunu da bana kızarken geliştirdi :)


Bazen o kadar güzel tepkiler veriyor ki “aman Allahım bu bir koca insan neredeyse konuşacak” diyorum, sonra sadece ağlayarak kendini ifade edince “hayır hayır bu daha küçük insan” diyorum

Avuçlarını birleştirip sıkmak ve bunun için bir kuvvet harcamak en büyük eğlencesi, görseniz sanki çok önemli bir iş beceriyor
---------
Kaka problemimizi doktora gitmeden bir gün önce 3. günün tamamlanmasına 4-5 saat kala aştık. Ama kötü bir kakaydı. Böyle değişik. O günden beri de aynı şekilde yapıyor, bir sorun var ama ne. Bu hafta tekrar kontrole gideceğiz. Doktor 3 güne kadar kaka yapamamanın normal olduğunu söyledi ve çileği bu ay az gelişmiş buldu. Oysaki 500 gram almış. Boyu 4 cm uzamış. “İştahsız olabilir” dedi. İdrar tahlili istedi. Duruma göre haftaya ek gıdalara geçirecek.

Hiç istemiyorum bunu...

Emmesi zaten az, hepten azalıp bırakacak diye korkuyorum
---------
Cumartesi günü şehir dışındaydık. Kendinden iki ay ufak yeni bir arkadaş ile tanıştı çilek. Seviniyorum böyle yakın çevremde çilekle yaşıt bebeklerin olmasına. Arkadaş sıkıntısı çekmesin istiyorum. Gerçi bu yeni arkadaş bize uzakta ama olsun.


Anladım ki bebeği olan annelerle bebek muhabbeti yapmaya, tecrübelerimi paylaşmaya onlardan tavsiye dinlemeye bayılıyorum ben…

Çok yorulduk dün. Kalabalık ve sıcak çileği mahvetti, düzeni bozulduğu için uyuyamadı çok huysuzlandı. Enes gibi çileğin de en dayanamadığı şey uykusuzluk. Arabada koltuğuna oturamadı ve kucağımda uyumaya çalıştı, beni de çok yordu. Gece uykusuna çok geç ve zor geçti. Bu sabah ben de ölü gibi uyandım onun yüzünden, kollarım hamlamış her yerim ağrıyor. Ev darmaduman ama benim canım hiç iş yapmak istemiyor. Kendime inanamıyorum, evin içinde bu kadar dağınıklığa asla tahammül edemezken normalde, bugün ayağıma takılan dağınıklıkları kenara kenara ite ite geziniyorum. Kendime tatil ilan ettim bugün.

Paşa hastaydı kaç gündür. Düzelmemiş olsaydı dünkü programımı iptal etmek zorunda kalacaktım ama iyiydi çok şükür. Onu bırakıp gittik çünkü.

Bir kez daha anladım ki erkekler hasta olmamalı,

gerçekten çok gereksiz…

kendim hasta olsam bu kadar yorulmazdım zira…








20 Ağustos 2008 Çarşamba

Hain gaz geri döndü

2. ayın içerisinde kendisini omuzlarımızdan silkip attığımızı sandığımız gaz geri döndü. Ama bu hangi gaz? Gazı var dediğim zaman hemen herkes bağırsaklarını zannediyor, hayır biz çilek doğduğundan beri yukarı gazından şikâyetçiyizdir hep. Benim bebeğim geğirmeyi beceremiyor kısacası…

Ama bu ara bu ıkıntı tavan yapmış durumda…

Gece yarısı karnını doyururken uyuya kalıyor ben de ellemeden salıncağına bırakıyorum, 15 dk sonra çığlık çığlığa uyanıyor salıncaktan alıp omzuma dayayıp karanlıkta odanın içinde turluyoruz, çıkıyor şükür, sonra yerine bırakıyorum 10 dk sonra tekrar, sonra tekrar, sonra tekrar… ya bir emmeden ne kadar gaz yutar bir bebek ve bu gaz kaç seansta dışarı atılır ki?? Bende uyku hiç oluyor bu arada tabii, geçen gece 2 ve 4 arasını gazı defaatle çıkarıldığı için ayılmış çileği geri uyutmaya çalışarak geçti, doktor bırakın demişti ama bu sabah artık ben de ağlamaya başlayınca paşa eczaneden bir n.ur.se ha.rvey’s daha alıp geldi.

Çileğin doğduğundan beri emiş zamanlarının arası gittikçe açıldı önceleri her yarım saatte bir sonra bir saatte, ardından bir bucuk iki saatte bir emmeye başladı. Şimdilerde iki saatin sonunda emzirmek istediğimde direniyor ağlıyor bağırıyor. Birkaç gündür bunu daha sıkça yasıyoruz ben de 3 saatte bir emzirmeye başladım, yine ağlıyor direniyor ama emiyor, bırakacak diye çok korkuyorum.

4 ayı da hafta başında bitti, dile kolay tammm 4 ay!! Çektiğim videolarına resimlerine bakıyorum da ilk zamanlar mıkır mıkır hareket eden sesi bile çıkmayan bir et parçasıymış adeta, şimdilerde yapabildiklerini gördüğü zaman insan inanamıyor, önceleri bebek bloglarında, yok bugün işte döndü, bugün ses çıkardı, çığlık attı, elini kolunu şöyle yaptı güldü vs. diye okudukça aman nesi önemli ki diye geçirirdim aklımdan. Ama öyle olmuyor işte, doğduğundaki çaresizliği ve savunmasızlığını bilip kısa sürede ne mesafeler kat ettiğini bizzat yaşamak her bir küçücük değişikliğin ne kadar önemli olduğunu fark ettiriyor.

Yarın 4. ay kontrolü var, bir ay boyunca aklıma takılanları yazdım, doktora sorulacak çok şey var.

Çilek Pazar akşamından beri kaka yapmıyor, bir kaka için muştularla beklemek de varmış kaderde. Nasıl hasret ve özlemle bez açıyor, karnına masaj yapıyorum bilemezsiniz, doktoru aradım cevap bekliyorum

Hafta sonu nasip olursa şehir dışına çıkıp bir kardeşle tanışacağız inşaAllah

3 Ağustos 2008 Pazar

Annemler memleketten döndüler, çilek oldugu için bu sene gidemedim ben, oysaki bütün akrabalarımız, teyzem, dayım halalarım, babaannem, anneannem ve bütün geniş ailemiz orada... Dedemin vefatından sonra anneannemi görmeyi de çok arzu ediyordum, onlar da beni görmeyi umuyorlardı. Hani çocukluğunu bildiğiniz bir insanın büyüyüp adam olup bir de çocuk sahibi olduğunu bilmek insanı tarifsiz duygulara sokar ya, işte onlar da o duygular içinde benim ve çileğin de memlekete gelmesini çok arzu ediyorlardı, çok ısrar ettiler gel diye, ama Anadolu'nun iklim şartlarına güven olmaz. 3 aylık bir bebekle o kadar yola gitmek gerçekten zor... bu sene ne kadar istesem de gidemedim, hakkımızı ve bütün tatil duygularımızı seneye saklıyoruz inşaAllah


Çileğin fotoğraflarından tab ettirip anneme verdim; göstersin, dağıtsın diye, bahsettiğim sebeplerden epey ilgi odağı olmuş çilek, anneannemle teyzem anneme sormuşlar "nasıl kelebek bakabiliyor mu bebeğe, hakkından gelebiliyor mu" diye,


annem "oooo hem de gurk tavuk gibi!!!" demiş...

-----


köy hayatını tatmış olanlar bilirler, tavuk civciv çıkardığı zaman peşine takıp yavrularını, bağı bahçeyi turlarlar hep birlikte... bu gezinme esnasında anaç tavuk sürekli olarak rutin, kalın ve tok bir tonda "gurk, gurk" diye bir ses çıkararak "biz geliyoruzzzzz" der. şayet bahçede avluda böyle bir ses duyarsanız daha gözünüzle görmeden, anne bir tavuk ile yumurtadan yeni çıkmış cikir cikir sarı civcivlerin sizin tarafa doğru geldiğini anlarsınız...

işte bu ses korkmanız gereken bir sestir, zira durduğunuz yer bu sürünün gezinti alanı üzerinde ise saldırıya uğrayabilirsiniz, hemen kenara çekilip anne ve yavrularına yol vermelisiniz. çünkü anaç tavuk tüylerini bir hindi gibi kabarta kabarta gezinerek civcivlerini öyle sahiplenir ve korur ki, şayet bir köpek azıcık sataşacak olsa, tavuk köpeğe dahi kafa tutar ve öyle bir sıçrar ki köpeğin tepesine kadar çıkar. böyle bir karşılaşmayı şahsen görmüşlüğüm de var.


işte annem de iki önceki postta anlattığım kuruyasıca yardımsız iş görme huyumun en derin tezahürü ile beni bu gurk tavuğa benzetmiş...

daha ben kendime ne diyim...

29 Temmuz 2008 Salı


Dün çilek yeni bir arkadaş edindi.


Kardeş bebek, annesi abisi, teyzesi, kuzeni ve yoldaki kuzeni ile birlikte çileği görmeye geldi.


Onları çileğin annesi ve teyzeleri karşıladı.


Kardeş bebek ve çilek bolbol uyudu annelerini hiç üzmediler.


Abi ve kuzen de bolbol oyun oynadı, onlar da annelerini hiç üzmediler.


Anneler ve teyzeler de bolbol vakit geçirip, geçmiş günlerini yad ettiler, nostalji yaptılar, gülüp eğlendiler.


Yakın zamanda yeniden görüşme planları yapıp ayrıldılar.


Çok güzel bir gündü.

Herkese hayırlı kandiller...

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Mahallemizde bir gezinme alanı var... hemen hemen her yaştan insanın, genç, yaşlı, kadın erkek, çocuk bebek... gezintiye çıktığı bir yer burası... sağlı sollu mağazaların yer aldığı, trafiğe kapalı bir yürüme yolu... Ailelerin bebek arabaları ile çıkıp akşam vakitleri gezindikleri, banklarına oturup dinlendikleri, çekirdek yiyerek hoş sohbet ettikleri bir yer... çilek de anne ve babası ile bu gezenler arasında oluyordu kimi zaman...

işte dün gece anarşinin tuzak bombalarından birisi tam burada patladı...
Oysa çoluk çocuğun koşuşup oynadığı sadece mazbut bir mahalle meydanı burası!! Doğuda terör yatağının dibinde bir alan değil! Savaş meydanı ise hiç değil! hiç bir suçu günahı olmayan, dahası sizin çirkin kavganızda taraf dahi olmayan bu insanlardan ne alacağınız var! huzurları kaçırılmış bir avuç sırtlanın, sofraları dağıtıldığı diye yaptıkları işe bak sen! Kanlı oyunlarına gelir miyiz biz??
Hayır...
Benim ülkem teröre binlerce şehit verdi bu oyunlara gelmeyecek benim insanım... Yitirdiklerimiz şehidimizdir! Teröre lanet olsun!

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Hafta sonu pasa çilekle beni sahil kenarına götürdü kzıım pusetinde salındı, etrafı seyretti meraklı gözlerle... Dışarda vakit geçirmeyi seviyor çok şükür, anacığı bu kadar gezenti olunca aksi bir durumu düşünmek bile istemem

sahilde balık ekmek yedik paşayla. (sevmeyenler olabilir ama ben Emin.önü'ne her gittiğimde yemeden gelemem, hijyen kuralları kulak ardı... hiç bir şeyde yok o güzelim tadın taklidi...) satıcı bey orta yasın üzerinde biriydi, yanında genç bir bayan da yardım ediyordu, (karısı olamayacak kadar gençti kızıdır herhalde dedim) arka yeşilliklerde de ailesi oturuyordu, orta yaşlarda bir bayan bir genç kız daha kucağında bir bebek bir yaşında yok (zira yürüyemiyor emekliyordu) on yaşlarında bir kız çocuğu ve ana kucağında bir bebek...

kim kimin kızı kim kimin çocuğu çözemedim, yemeğimi bitirip çileği kucakladım, yeşilliklerde dolanalım biraz diye, hal böyle iken o aile arkamdan seslenip bebeklerle birlikte yanıma gelip çilekle ilgilenmeye başladılar, adını sordular, sevdiler, ben de cesaretimi toplayıp aile soy ağaçlarını sorma kararı aldım :)

Meğer 1 yaşındaki çocuk satıcı adamın torunuymuş, kucağında tutan ve benim genç kız sandığım bayan annesiymiş... anakucağındaki bebek ise kimmiş biliyor musunuz ?

sıkı durun...

adamın oğlu!!!

yani önce torunu olmuş aradan zaman geçmiş (en az yarım sene) ardından oğlu olmuş, kendisine yardım eden bayan ve on yaşlarındaki kız da yine adamın çocukları imiş

bebek 2,5 aylıkmış inanamadım çünkü çileğin 3 katı büyüklüğünde pofuduk bir bebekti en az 10-12 aylık duruyordu kocamandı, sordum anne sütü ile besleniyormuş maşaAllah..

şimdi diyeniniz olabilir koskoca insanlar korunmayı bilememişlermi diye, ama öyle değil işte, Allah verecek olunca torunu varmış, yaşı geçmiş önemli olmuyor, ruhu verilen, kaderi yazılan geliveriyor.

---------

Becerikli bir insanımdır övünmek gibi olmasın, elimi atıp da başaramadığm şey olmaz, gözümün kesmediğine elimi atmam zaten o ayrı mesele :) ama başladığım işi bitiririm, kimsenin de yardımını istemem huyum kurusun, tek başıma becermek marifet ya, sanki "aferinnnn yalnız yaptın becerdin, bicimcik yardım almadın" diye madalya verecekler

çileğin bakımında da aynı hatayı yaptım ve yapıyorum, sanki benden başkası azcık da olsa bakmayı beceremeyecek, her işine yalnız başıma koşmayı marifet saydım

sonuç: ne oldu?

Paşa yaptığı ve yapması gereken yardımdan el etek çekti, baktı canımı çıkara çıkara da olsa kendi başıma, tek başıma halledebiliyorum, yormadı kendini...

ailem de aynı şekilde, üstesinden tek başıma geldiğimi ispat ettiğim için bakım konusunda yardımın gerekmediğini anladı

olan bana oldu, her işe koşmanın yanı sıra çileğin bakımı, avutulması, uyutulması işi yalnızca benim üzerime kaldı

siz siz olun, yardım istemeyi eksiklik acizlik olarak görmeyin, beceremezler demeyin, benim kadar yapamazlar demeyin, bu sizi eksiltmez... eşlerinizin de sizin kadar olmasa da bebekle yalnız kalmasını; ağladığı zaman veya kriz durumlarında tek başlarına krizi yönetebilme becerisi kazanmalarını sağlayın

bu postu okuyacak çoğu anne deneyimli anne, ununu elemiş eleğini asmış

peki ben niye yazdım bunları...

içimi dökeyim diye,

hamile birisi okursa ders alsın diye,

erken yaşta çöktüğümde "yahu ne oldu sana" diyenlere "ahanda bak falan tarihte yazmıştım" şeklinde sebebini gösterebileyim diye....

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Uzun zaman oldu yazmayalı...


Aklıma biriken çok, pek çok şeyi yazmaya fırsat bulamıyorum çoğu zaman, yazmak istiyorum oysa, aradan zaman geçtikçe geri dönüp yazdıklarımı okumak, her daim geçmişe acı bir özlem duyan benim için unutulmaz anlar yaşamama sebep olur zira. böylesi bir özlemenin depresif bir hal oldugunu savunur uzmanlar, şiddetle reddederim. çünkü benim için özlemek yasananların geri gelmesini ütopik bir şekilde arzu etmek değildir. keyifli geçen her zamanımı hatırlamak huzur verir gönlüme, her daim o mutlu dakikaları yasamayı arzu derim zahir...


çilek dün tammmm 3 aylık oldu... ben seni ne ara öğrendim o aylar ne cabul gecti, kucagıma ne vakit geldin de 3 aydır bir insanoğlusun sen be kuzum!! yaşamın ilerleyisi, ömrün mum misali eriyip gidişi, baş döndüren bu hız, hep korkutmustur beni. sen büyüyorsun, ben yaşlanıyorum, seni her kucagıma alısımda tarifsiz bir korku çöküyor içime... seni kaybedecekmişim gibi anlamsız ve acı bir his bu. seni böylesi sevmeye hakkım yokmus da, ben kacamaklar yapmaya calısıyormusum gibi, her defasında gözlerime dolan yaslarla sonlanan ve senin basına gelebilecek felaket senaryoları yazıyorum aklımdan, birileri gelip elimden alacak sanki... çokk kızıyorum kendime, titizlenmenin sonunun hep incitme yada incinme oldugunu bildigim halde...


3 aydır dünyadasın, bizim dünyamızda... her gün o kadar hızlı büyüyorsun ve her sabah yeni birşey gelişiyor ki hayatında, şaşırıp kalıyorum... insanoğlunun ne kadar mükemmel bir öğrenme kapasitesi ile yaratıldığını görüp iman etmemek, tefekkür etmemek ne mümkün... kendimizin de böylesi bir gelişme nimetine sahip olmamıza rağmen körelttiğimizi görüyorum da içim acıyor... senin de hayatında böylesi gelişmeleri gördükçe, sana yetişemeyecek, ömrünü iyi değerlendiremeyeceğim sanıyor telaşlanıyorum, hergün "nasıl yapmalıyım? ne öğretmeli ne dinletmeliyim?" diye düşünmekten alamıyorum kendimi.


evet ben de klasik bir ebeveynim anlaşılan, evladının herşey olmasını isteyen doymak bilmeyen bir anne... hayır böyle düşünmesin hiç kimse, asla kendi olmadığım şeyleri olmasını istemiyorum çileğin... ne olması gerektiğine tek başımıza karar verme hakkını kendimde görmüyorum asla, büyük şeyler beklemiyorum ondan... istediğin şeyle uğraşabilirsin miniğim ömrün senin, bu yazıyı yıllar sonra referans alabilirsin istersen de... senden tek dileğim var, örnek bir insan ol, güzel işler yap, Rabbinin rızasına uygun bir yaşam sür, son nefesin hayır üzere olsun, arkandan güzel işler bırak, sana her baktığımda göğsüm kabarsın gururlanayım, ama ne istersen onu yap, istersen bir dağ başında bir çobana iyi bir eş ol, ister doktor mühendis, ister öğretmen ister memur, ister çiftçi, çöpçü, ister mesleksiz ol, ama olduğun yerde hep en iyisi ol, bir ot dahi olduğu yeri yeşertmekle vazifelidir en az, ne için var edildiğinin, amacının ne olduğunun bilincin de ol da, ne istersen o ol!
.........
kendimi pek çok farklı statüde hissediyorum, öyleyim de... eş, anne, kardeş, evlat, öğrenci, öğretmen... hepsinin farklı sorumlulukları yükümlülükleri var omuzlarımda, her biri için eşit derecede olamasa da çaba harcamam pek çok çalışmam gerekiyor, bunların arasında çileğin kaynayıp gitmesini asla istemiyorum, her daim kendime "önceliğim çocuğum" demek zorunda kalıyorum, buna eriniyormuyum ki!?? asla asla... ama unutuyorum... cidden... sanki yapmam gereken işler önem sırasına girince çilek geride kalıyor, hemen kendime hatırlatıyorum, önceliğim çocuğum... misafiri çook severim misal, özenerek hazırlanırım, heşey kusursuz olsun isterim kendi içinde... geldiklerinde bizzat ilgilenmek ister; çayını ellerimle doldurmayı vazife bilirim, ama çilek olduğundan beri böylesi bir düzen yok elbet, eski düzeni sağlayamıyor olmak, benim gibi çevresini kontrol etme ve düzenlemeyi görev edinmiş birisi için zor oluyor, sadece çilekle ilgilenmenin en büyük vazife ve sorumluluk olduğunu hatırlatıyorum sürekli kendime, geri kalan iş ve vazifelerin ne kadar önemsiz olduğunu da... Bu bir teselli değil aslında, sadece kendime sürekli hatırlatmada bulunmam gerekiyor, unutuyorum...
........
sana bakarken seninle oynarken bir anda büyü istiyorum, bana cevap ver, akıl danış, akıl ver, sağ kolum en büyük dostum arkadaşım sırdaşım oluver... sonra hayır diyorum yavaş ol, şimdi bile hızlı büyüyorsun, seni sevmeye doyamadan büyüyorsun, yavaş ol büyüme... seni o kadar çok sevdiğimi söylerken bile gözlerim doluyor, umarım sen de anneni çok seversin... aksini düşünmek bile istemiyorum ben...
........
rotavirüs aşısını yaptırma kararı aldım sonunda ve yapıldı da Eylül'de bir doz daha olacak, umarım iyi sonuçları olur
kalça ultrasonumuz da temiz çıktı elhamdülillah her iki doktor da çileği çok sağlıklı buldu Hamdolsun.

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Bir melek daha düyaya merhaba dedi. Aysarayı bugun ıtıbari ile artık bir anne... Ayrıntıları öğrenemedim henüz ama sesi gayet iyi geliyordu.
burdan tekrar tebrik ederim
Hayırlı bir evlat olur inş. fatmacım

6 Temmuz 2008 Pazar

Uçakta bir çilek

Herkese merhaba



yogun bır hafta sonu oldu sanırım...



hafta basında gec kalan 2. ay kontrolumüze gittik nıhayet, karma asımızı olduk 15 gun ıcınde verem asımızı ve rotavırus asısını da olmamız gerek...



asıdan geldıkten sonra uyudu cılegım bır ıkı saat, annesı de anneannesı ıle bırlıkte bıraz carsı pazar gezdı, malum dugun arefesı, alısverıs sart... cılek uyudugu ıcın teyzesı ılgılendı.





bız eve gırdıkten sonra cılek uyandı, ama ne uyanıs... yarım saate kalmadan bastı cıglıgı, ne aglıyor ne aglıyor aynı 1. ay ıcındekı gaz agrıları gıbı... ası oldugu yer kızardı, telaslandık hemen doktoru aradım sabah kontrolde bahsetmıstı ama yarım kulakla dınleyen kelebek unutuvermıs, nadır de olsa kızarabılır huysuzlanırsa yarım fıtıl Pa.ra.nox S ver demıstı. telefonda tekrar hatırlatınca kosa kosa eczaneye gıdıp kızımın ılaclarını aldım, geceyı sakın gecırdık Elhamdulıllah
(bır tavsıye, ası olacak bebeklerınızı sabah erken saatlerde kontrole goturursenız huysuzlanma saatlerı ogle-ıkıncı arasına rast gelıyor geceyı hem o hem sız sakın gecırebılıyorsunuz. ogleden sonra yapılan asının sonu anne ve bebek ıcın uykusuz bır gece anlamına gelebılır)



doktor ucaga bınmeden once de yarım fıtıl Par.an.ox S vermemı soyledı.



velhasıl cuma ogleden once ucusumuzu yaptık, yıne doktor tavsıyesı ıle yanıma yedek olarak 3 emzık aldım emzıremeyecegımı de hesaba katarak bır bıberon da sut... ucusta ıcırmek ıcın. (doktor sadece emzık tavsıye ettı) tabı en son 15 gunlukken bıberon emen cılegın bıberonu tutup tutmayacagı kelebeğin aklının ucundan bıle gecmedı nıtekım ucak havalanırken kucuk hanım bıberon lastıgını cıgnedı cekıstırdı o sırada hızla agzına dolan sutu once yuttu ardından kustu, tabı bende panık, pasa benden de panık, kusunca elımız ayagımıza dolandı neysekı ardından uykuya daldı cılek. bu arada fıtılı yarım saat once vermemızı soylemıstı doktor. ben unuttugum ıcın ucagın ıcınde mıllete görsel yayın yapmamaya gayret ederek yerlestırdık :)

bır ayrıntıyı da tarıhe not duselım kı 5 dk gec kaldıgımız ıcın donus ucagımızı kacırdık bıletlerımız yandı. sinirimiz bozuldu, halbuki evde kahvaltı ve vedalasma faslı yuzunden oyalanmıstık. sonuc can sıkıcı oldu. ustelık pasa bılet ıslemlerı ıcın ugrasırken bekleme salonunda bır bayan ana kucagındakı cılegı mıncık mıncık sevıp uyandırdı. ben ıse kacan ucagın hesabını yapan pasa ıle ılgılenıyordum. yanımızda bulunan teyze kızından ayrıntıları aldım sonra, ve gıcık oldum. hangi akla hizmet uyuyan cocuk "uyan uyan " diye dürte dürte kaldırılır ki... ben ilgilendiğini farketmiş sesimi çıkarmamıstım, kadın olayı abartmıs o sırada. bazen kendime cok kızıyorum. o sırada sevmesıne bıle engel olmalıydım aslında ama yapamıyorum. belkı de cocugu olmayan bırısı dıye dusunuyorum sevmek ıster de engel olursam kalbinin kırılacagını düşünüyorum ben bunları düşünürken o düşüncesiz uyuyan cocugu mıncıklayarak uyandırmıs terbiyesiz. 5 dk sonra da yıne gelıp utanmadan "alıp sevebılır mıyım" diye sormaz mı, "a yok artık" diye engel oldum bu sefer ki gayet kibardım yine, o kadar tepem atmasına ragmen... zaten gidiş geliş yol boyu maskot olduk. insanlar hiç bebek görmemiş gibi davranıyorlar kimi zaman, bilmiyorum çilek mi çok ilginç bir bebek yoksa insanlar mı bir tuhaf, bazen "sevmeyin kardeşim benim bebeğimi, nazar edeceksiniz" diyorum, ama içimden... çoğu zaman da anakucagının ustunu ortuyorum bır esarp ile... kimse ilgilenmesin diye, ama hava sıcak oldugu ıcın bu sefer pek örtemedim. yavrucak yoksa hepten havasız kalıyor.



Dönüşümüz de yine sakin oldu çok şükür, aslında uçağa girdiğimizde çilek önce morarana kadar bir ağladı, ama uçak kalkmadan fitilin de etkisi ile sızmıştı artık. eczacıdan öğrendim Par.an.ox S uyku yapıyormuş. "verceksın cocuga fitili ohhh mis gibi uyuyacak" dedi. aklınızda bulunsun



Dugunumuz cok guzel oldu, kızımızı sag salım yerlestırdık elhamdulıllah. hava asırı sıcaktı bır o havamızı bozdu, nıtekım kızına asırı duskun pasa bey ertesı sabaha bılet aldıgı ıcın sehrın ve denızın tadını cıkaramadan 24 saat olmadan yenıden evımızdeydık

Gelınlık gıyen cılek dugunde nerdeyse gelınden fazla ılgı topladı :)) masa masa gezdi resimlere poz verdi, böyle şeyler cogu anne babayı gururlandırır ama pasa ve ben hep tedırgın oluyoruz. nazarın hak olduguna cok ınanırım ve hep okurum bebegıme boyle zamanlarda. zira ılgı goren cogu bebegın sonu, sebepsız aglama krizleridir.



çılek ne dugunde ne de gece uyku konusunda annesını hıc uzmedı masaAllah. oysakı aylardır onun tedırgınlıgı ıcındeydım, uyku duzenımız pek oturmamıstı. takı gecen hafta emzıge alısana kadar. meger ne mübarek aletmıs bu emzık. artık onsuz uyumuyoruz, onunla da en fazla 10-15 dk ıcınde dalıyoruz, neydi o 1-1,5 saat suren cılegın annesının omuzlarını kollarını cokerten uyuma merasımlerı... zaten ben cocuk sahıbı olmanın keyfını daha bır 15 gundur yasıyorum, oncesınde sureklı aglayan, yuzune dogduguna bın pısman bır ıfade takınmıs burus burus suratlı cılek vardı. cocugumun soyle dupduru yuzunu daha bır 15 gundur gorebılıyorum. hep eksı bır surat, kırıs kırıs bır alın ve mutsuz ıfadeler ıle benı de dogurduguma pısman edıyordu adeta, "annelık nasıl bırseymiş? çok güzelmiş değil mi" dıye soranlara cevap veremıyordum. utancımdan "cok guzel" dıyordum ama ıcımde kopan fırtınaları ve hissizlığimi soylemeye çekinıyordum yadırgayacaklar dıye, ama sımdı, yani cılek 2 aylık oldugundan, kolık nobetlerımızın hemen hemen yok oldugu, gazımızın kalmadıgı gulucuk ve agucuklara boğulmuş cıleklı bu gunlerde rahatlıkla dıyebılıyorum kı annelık cok guzelmıs...



not: Tatilden dönüşte Nesrin teyzemizin ve Damla ablamızın çok hoş bir süprizi ile karşılaştık, çok memnun olduk, çok sevdik, burdan da teşekkür etmek istiyoruz

27 Haziran 2008 Cuma

Merhaba...


bir haftanın özetini sunalım kısa kısa...


epey yenilikler oldu, zorlu ve hızlı bir haftaydı...


çilekten haberler önce;


daha önce burda bahsettim mi hatırlamıyorum çilek emzik emmiyordu ve ben emziğe alışmasını çok istiyordum, hemen hemen hergün elimde emzik karşısına geçiyor çileği öğürte öğürte yarım saati aşkın süre ağzında emzik tutuyordum, çilek kah ısırıyor kah ağzının kenarlarına itiyor olmadı diliyle dışarı basıp tükürüyordu istisnasız, aslında 1 aylık olmadan önce tutmuştu biraz, ama çok gaz yuttuğu için ben de uğraştığım gaza gaz vermek istemediğimden bırakmıştım vermeyi...


dili geçmiş zamanda yazışımdan farketmiş olabilirsiniz ki kelebek bu haftaiçi muradına erişti :)


sınavım ile ilgili bir iki konuyu araştırmak için kütüphaneye gittim, geçtiğimiz pazartesi... çileğe tabii ki çok sevgili anneannesi baktı bu süre içinde, bir iki sefer daha çileği anneme bırakıp çıktım ama her birisi çok kısa ziyaretler içindi yarım saat bir saat gibi... ama kütüphane karşı yakada olduğu için gidiş geliş iki saat, bir saati aşkın da orda vakit geçirince çilekle ilk uzun ayrılığımızı yaşadık, önceki ayrılıklarımda hep ya uykuda oluyor ve ya uyanıyor bıraktığım sütten biraz içiyor ve keyfi daha kaçmadan ben eve dönmüş oluyordum


bu sefer öyle olmadı...


çilek uyanmış, sütünü içmiş (annem kaşıkla içiriyor), tekrar uyuma saati gelmiş huysuzlanmaya başlamış, annem kaşıkla süt vermiş biraz daha sallamış sallamış, ama çilek sakinleşmemiş, annem beni aradı huysuzlanıyor diye, ben de toparlanayım artık diye düşünüyordum tam da.. sonra kardeşim aradı "abla bu meme istiyor uyumuyor ağlıyor" dedi, telaşlandım haliyle.. apar topar çıktım kütüphaneden, son bir bakacağım kitap vardı ama onu da rafta bulamayınca hiç oyalanmayayım dedim, yolda da habire durum raporu alıyorum telefonla... sonra eve varmama yarım saat kala annemden bir telefon kardeşimden de aynı meyanda bir mesaj "kelebek hadi gözün aydın çilek emzik emiyor!!" meğer kuzucuğum beni bulamayınca ağlamış ağlamış, annem de göğsüne yatırıp emme pozisyonunda tıkamış emziği ağzına, çilek başlamış cok cok emmeye :) alış o alış... o gün bugün sürekli elimde emzik peşindeyim, unutacak diye aklım çıkıyor, emdikten sonra oyun oynuyor biraz emzikle emmek istemiyor ama, yarım saat sonra başlıyor emzik emmeye, uyuma düzenimiz biraz değişti sadece, ağzında emzik istiyor, haliyle onu ağzında dolandırmaktan uykuya dalamıyor, düşürüyor uyanıyor, ağlıyor uykusu dağılıyor tekrar tutturuyorum tekrar başa dönüyoruz, böyle devam ediyor yaklaşık 1 saat... olsun bu da düzene girecek emziği tuttuya şükür...


çoook büyük rahatlıkmış Allahıma şükürler olsun, annemin tabiri ile "susturucu" :)) niyeti olanlara bir tavsiye daha hastane odasında başlayın, dayayı verin ağzına :)


çilek yaklaşık 20 günlük olduğundan beri hergün banyo yapıyor, zaten havalar ısındığından beri bu büyük bir ihtiyaç oldu, yoksa yapış yapış ter oluyor bebeğim, halbuki sadece body giydiriyorum kolsuz, bir de ayağına çorap o kadar, ama yine de çok terliyor biz de hergün yıkanıyoruz, kelebek tek başına yıkıyor ve ikimiz de büyük keyif alıyoruz çünkü daha güzel uyuyor, daha uzun aralıklı...


küvet ve file aldığım için çoook memnunum, başta nereye koyacağım koca şeyi diye istememiştim ama sonra iyiki almışım dedim, tek başıma çok rahat yıkayabiliyorum çok emniyetli çok rahat, tam bir can kurtaran yani...


dün akşam ev sahipliğini yaptığımız kınamızı yaptık, sınav sonrası bütün kurtlarımı döktüm, saçlarımı yaptırdım çok güzel oldum :) gerçi kadın saçlarımı çözünce epey afalladı bu sıcakta bu kadar saçla nasıl başa çıkarım diye :) ama eline sağlık çok güzel oldu, beğendim, sanırım uzun zamandır aradığım kuaförü buldum. Ama saçlarımı görünce fiyatı artırmadan yapmayacağını söyledi kerata :)) mecbur kabul ettik :P ben gerçi kuaföre gittiğimde topuzumu çözmeden fiyatını sorarım hep, başıma geleceği bildiğimden, ama bu kadın yutmadı :)) vel hasıl kınamız güzel geçti, haftaya da düğünümüz var, ben de kınamı düğünden 4 gün önce yapmıştım, öyle son gece kınalarına gelemem ben, anca dinlenip kendime geliyorum zira :))


bu arada uçakla gitmeye karar verdik, umarım paşa o zamana dönmüş olur.


2. ay kontolümüze daha gidemedik, bir hafta geçti üzerinden... babası olmayınca kızım ilgisiz kaldı :(( pazartesiye randevu aldım hem kendime hem ona, inşaAllah aksatmayacağız.


ayrıca sınavımı da geçtim, yazılıyı da sözlüyü de... zaten yazılıyı geçmeyeni sözlüye almıyorlardı, aylardır stres stres... bu sınavı bekliyordum, şimdi kuş gibi hissediyorum kendimi... 7 kişilik jürinin önünde terledim durdum. 40 dk kalmışım içerde arkadaşlar söyledi, sonunda karar için içeri çağırdılar, böyle mahkeme kararı gibi, çok komik oluyor bütün hocalar ayağa kalkıyor, çok ciddi bir şekilde içlerinden biri kararı söylüyor. velhasıl geçtim yani bana tez yapabilirsin yetkisi vermiş oldular çıkmadan önce tez danışmanım söz aldı ve "tezin bitene kadar ikinci çocuğun tezin olacak! " dedi :) 2. bir çocuk yapmama izin vermiyor yani :) zati daha öncede söylemişti, o yüksek tahsil yaparken hocası bekarların evlenmesine, evlilerin çocuk yapmasına, bir çocuğu olanların ikinciyi istemesine yasak koymuşmuş :))

20 Haziran 2008 Cuma

"Yalnız"ca

"İki" olmaya söz verişimizin 3. yıl dönümü bugün...

Ve biz 3 kişiyiz artık...

Ne mutlu...

Ama paşa yanımda değil, yine iş için şehir dışında... Eminim yoğunluğundan bugünü hatırlayamayacak.

Çok üzgünüm...

Biz kadınlar neden bu kadar önem veririz böylesi tarihlere bilmem, ama hatırlanmasını istiyorum işte, akşam eve gelirken bir çiçek ya da ufak bir hediye beni mutlu etsin istiyorum,

Şimdi bir küçük öpücüğe razıyım oysa,

Çünkü bu yıl o bile olamayacak...

15 Haziran 2008 Pazar

Uykusuz çilek

Merhabalar...

Paşa şehir dışındaydı bir kaç gün...

Biz de fırsat bu fırsat deyip anneanneye taşındık. Evden ayrı ilk gecelememizi ve bu süre içinde ilk ev gezmemizi de yaptık.

Giderken "acaba düzeni bozulunca çilek ne yapacak" diye epey endişeliydim

Ama anneannesi ona rahatını aratmadı ve bir salıncak daha kuruldu :)

Dedemiz yerini bize verdi seve seve. ne kadar olmaz desek de...

Gecelerini anneannesi ve annesi ile aynı odada miss gibi salıncagında geçirdi çilek ohhh :)

Annemlerin fön makinesi yeterli derecede gürültü yapamadığı için :) bizim evdekini götürdük bu sürede... iyi de etmişiz. ama ev gezmesinde çilek çok yordu annesini... ev sahibinden bir fön makinesi istedik ve susup uyuduk. böylelikle kelebek bez cantasında fön makinesini de gezdirmek için yemin etti. :)

Bu ayın sonunda çoook önemli bir sınavım var lütfen bana dua edin, hiç hazırlanamadım çilek saolsun, jürim "yeni doğum yapmış yazık" derse geçeceğim galiba, ama çok da zır cahil sayılmam yaa, bir ki bir şeyler hatırlıyorum, inşaAllah Rabbim yardım eder, sıkıntısız bir şekilde geçerim bu sınavı.

Önümüzdeki ayın başında çileğin halasının düğünü var, halası çileğe çoook güzel bir gelinlik almış :) bayıldık yedik bitirdik, biraz büyük gibi, inş. o zamana çilek azcık daha büyür de güzel güzel giyer.

Düğün şehir dışında olacak. uçakla mı yoksa 12 saatlik kara yolunda otomobil ile mi gideceğimizi tartışıp duruyoruz, paşa şehir dışından dönerken uçakta bir bebek fenalaşmış morarmış, paşa "rahatsızdı galiba" falan dedi. Allahtan uçakta doktor varmış da müdahale etmiş bayağı panik halinde bir yolculuk geçirmiş tüm yolcular. tabii bu sahneyi gören paşa arabayla gitmemiz için ısrar ediyor bense 12 saatlik yol yerine 1 saatlik uçağın hem çilek için hem benim için çok daha rahat olacağına inanıyorum, ne yapacağımıza karar veremedik 12 saat yol mahveder kızımı ya!! (ayrıca beni de) ama uçakta da iniş kalkışta emzirmem gerek çileği ve çilek canı istemedi zaman memeyi almama konusunda çok ısrarcı ve acayip ağlıyor zorlandığında... bir sefer için biberon versem nasıl olur acaba... iki buçuk aylık bir bebeğin 1 saatlik uçak yolculuğu hakında tecrübesi olanlar yardım edebilir mi biberon versem nasıl olur??

Çilek uykum var ememiyorum ve karnım aç uyuyamıyorumu aynı anda yapabilen maharetli bir bebek oldu...

Uykum var diye çığlığı bastığı ve onu uyutmak için bütün evin seferber olduğu zamanlar, uyku delisi kardeşim hayret ediyor "bir insan nasıl olur da uykum var diye ağlar ki!?? kıvrıl bir kenara uyu kardeşim!!!" diyor :)))

3 Haziran 2008 Salı

hamakta bir çilek

Merhaba...
Günler hızla akıp gidiyor, çilek bebeğim her geçen gün büyüyor, eli yüzü değişiyor hareketleri mimikleri artık algılayabilen ve tepki verebilen bir ufak insan modeli oluyor, agularımız ve insanı sevinçten mest eden gülücüklerimiz başladı çoktan, zaten başından beri yetişkin bir insan gibi yaptığı hapşurması, öksürmesi hele de gerinmesi yok mu insanın ufaklığı alıp yeniden içine sokası geliyor.

2.5 aydan önce göremez duyamaz tepki veremez diyenlere şaşırıyorum doğrusu, bunlar bebeği kör bir köstebek sanıyor olmalılar ya da hiç bebek görmemişler, veya da bizim çilek önden önden gelişiyor, çünkü birinci ayımız dolmadan bana gülümsemeye, sesimi duymaya ve ağladığı sırada onunla konuşmaya başlayınca susup dinleyip kollarını çırparak "beni salıncaktan çıkar" diye yalvaran sesler çıkarmaya başlamıştı, renkleri seçip seçmediğini bilemem ama gözüyle de beni takip etmeyi çok iyi beceriyor maşaAllah

Salıncağa fazlasıyla alıştı, ev içinde bir nebze olsun rahatlıyorum elhamdülilah, karnı tok altı kuru olduğu ve gazı olmadığı zamanlarda salıncakta sallanmaktan memnun. ben de salıncağın hızının yavaşladığı 10 sn içinde evin içinde koşuşup işlerimi halledebiliyorum en azından. sonra 10 sn bitmeden ve salıncak yavaşlamadan geri dönüp tekrar hızlandırıyorum, bu böyle devam edip gidiyor. aslında ayakta sallanmaya ve anakucağına alışmasını çoook istiyorum, gittiğim heryerde kocaman olmuş çileği sallayacak bir gönüllü bulamayabilirim, bu alışkanlıkları kazanması için günlük kısa kısa alıştırmalar yapıyoruz umarım işe yarar.

Fön makinesinin bir kandırmaca olduğunu sanırım artık anlıyor MaşaAllah... herhalde "az önce anne karnında değildim, şimdi geri mi döndüm yahuu" gibi bir mantık güderek, ağlıyorsa, fön makinesi çalıştırılsa da susmayabiliyor, eskiden mutlaka susar ve pür dikkat dinlerdi gürültüyü. akıllanıyor artık bebem.




Pazar günü iki çılgın karı koca olarak çileği pikniğe götürdük, hemi de 44 günlük bebeği :) yol boyu uyudu arabada maşaAllah, orda da resimde görüldüğü üzere babası ona hamaktan bir salıncak kurdu ki ohh değmeyin keyfine, (bu arada bebeğini kapa pikniğe gelmişti, iki kişinin bebeklerine köy salıncağı kurduğunu, bir kaç kişinin pusette, ana kucağında bebeklerinin olduğuu görmek bi deli biz değilmişiz duygusuyla beni rahatlattı :P) yarım saatlik alt açma merasiminde çilek uyandı ve tekrar uyuyana kadar bütün ormanın börtü böceğine serenat verdi :) herkes bize bakıyor gibi geliyor böyle kriz anlarında, elim ayağıma dolanıyor, sanki biri çıkıp azarlayacakmış gibime geliyor ne oluyorsam... ama hele biri öyle bir terbiysizlik yapsın ben de cevap vermekten geri kalmam herhalde, anaç oldum ya hani :)




Öyle keyifli uyudu ki sonra... deliksiz... bir ara endişelenip nabzını bile dinledim ki gerçekten elim ayağıma dolanmıştı o kadar hareketsiz olduğunu görünce :) açık hava iştahını da açmış sanırım bolbol yedi ufaklık:)

Anne olmak bir yandan da kriz yönetimini öğretiyor insana...

Doktorumuz muayenede karnının çok gaz dolu olduğunu ve poposunu uyararak bu gazı boşaltmamızı öğretti, bir süredir biz de bu uygulamayı yapıyoruz gerçekten çok işe yarıyor. fakat son bir kaç seferdir uyarılan sadece gaz olmuyor.... kelebek her ne kadar önlem alsa da çilek etrafı donatıyor. son olarak dün annesine çileğin anneannesinin doğum hediyesi güzelim yatak örtüsünü işaretledi bolllcana! altındaki bakım örtüsü halt etmiş, çilek artezyen kuyusu gibi bir fışkırttı yukarıya... sonuç olarak yatağa, annesinin eline yüzüne, üstüne, yerlere, kendisinin kafasına kadar mıçtırdı ufaklık... annesi oracıkta dondu kaldı !! elleri batmış, çileği mi tutsun ortalığımı temizlesin düşünürken "naptın kızım!!" diye sesini yükseltti, sonra çok pişman oldu tabi.. gerçi çilek içini boşaltmış olmasının zevkiyle agulayıp sevinç gülücükleri attığı için annesinin çığlığını duymadı bile :) işte bu kriz anını çok zor atlattık, zira evde çileği oyalayacak bir başka kimse olmadığı için, annesi etrafı yeri göğü ve kendini temizlerken çilek çok ağladı :( ardından bir de sakinleşmek için emdiği süt burun delikleriyle birlite tekrar fışkırınca yeni bir temizlik operasyonu daha başladı, sonra yorulup sızdı çilekcik. ama annesi o kadar şanslı değildi bir temizlik daha yaptı.

İşte böyle dostlar, son bir kaç günün kısa özeti, şu anda çilekcik salıncağında uyuyor çok şükür, ben de bebek görmeye gelecek misafirimi bekliyorum, hava çok güzel dışarı çıkasım var, ama çilekle gidebileceğim yerler konusunda çok da alternatifim yok, üstelik kurulmuş saat gibi tam 1 saat de bir emmek isteyen çilekle dışarda çok zorlanıyorum, yanıma kaşıklı biberonla süt alsam, hava sıcak sütün sağlıklı bir şekilde ne kadar süre dayanabileceğini kestiremiyorum, artık mağazaların kabinlerini kullanmak için izin istiyoruz ki bu seferde "ufacık bebeylen dışarda ne işin var" keskin bakışlarına maruz kalıyoruz kısacası işimiz hala çok zor, çileğin büyümesini bekliyoruz


Büyümek derken kızımın cicileri küçülmeye başladı, ben de inatla küçülmekte olan cicisini yıkayıp yıkayıp sonuna kadar giydiriyorum, içine sığmadığını hissettiğimde içimden birşey sevinirken, bir yanım da buruluveriyor...

30 Mayıs 2008 Cuma

6 ile 10 arası nerdeydiniz??

Siz nerdesiniz bilemem ama ben peşinen söyleyeyim ki, çileğin çığlıkları arasında kaybolmuş haldeyim, kurulu bir saat gibi... akşam olsun istemiyorum, 6 dedimi başlıyor ve saat 10 olana kadar yaklaşık 2 ila 4 saat arası bir zaman diliminde nefesi kesilene kadar çığlıklar atıyor bu süre içerisinde fön makiesinin gürültüsü eşliğinde omzumda zıplatılması gerekiyor ancak böyle sesi kesiliyor ve gözlerini parlata parlata etrafı seyredip çıkan sesi dinliyor, oturmama ve hareketsiz durmama izin yok, omzumda ve zıpla... bu arada benim kafam fön makinesinin uğultusu ile ne hale geliyor anlatmaya takatim yok, ama öyle bir yoruluyorum ki, bir süre sonra yorgunluktan beynim o sesi algılamıyor bile..

Sonunda saat 9 olunca annesi suyunu hazırlıyor bebeği ise hala omzunda... aynı çığlıklar eşliğinde zoraki banyo yapıyor, inleye inleye karnını doyuruyor, ağlamaktan pert olmuş bir halde sızıyor veya bunlarda uyumasına yetmezse annesi yırtınmalarına son bir gayret sabrederek salıncağında son hızla sallıyor ve uyuması için dua ediyor...

Allahım bu günlerin bir an önce geçmesini diliyorum, üç ay beş ay beklemeye tahammülüm yok!! yarın bitmesini istiyorum!! 6 ile 10 arası her anımı, bebeğimin bir sonraki dakika uyuya kalması için sana yalvararak geçiriyorum. Çoğu zaman, onun sesinin arasında kaybolan bağırmalarım ve ağlamalarım da buna ekleniyor. Daha ne kadar buna tahammül edebileceğim bilmiyorum, bir ay içinde bel ve sırt ağrılarımdan ayakta durmaya mecalim yok oysaki, ve her sabah dinlenmiş bir bebek beni harcamaya yeniden başlıyor. Annelik sabrı bu olsa gerek, daha zoru var mı demeyeceğim, zira daha zorunu hafsalam almıyor.

Allahım bana güç ver, sabır ver... tahammül; dayanma gücü ver, bebeğimi ıslah et, ona da huzur ve sukunet ihsan et